Araştırma yapmayı istemek…


Aslında araştırma yapanlara “araştırma” yapın demek en doğrusu. Bundan kasıt aslına bakılırsa, kendilerine gelen talep üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalar değildir yalnızca. Araştırma yapanların herşeyden önce profesyonel uğraşları ya da daha yalın ifade ile meslekleri hakkında araştırma yapmaları kaçınılmaz bir ihtiyaç olmalıdır. Yalnızca yeni gelişmeleri takip ederek farklılık yaratmak amacı ile değil elbette. Aynı zamanda hizmet verdikleri kişi ve kuruluşlar ile daha da önemlisi toplum, insanın geleceği ve son tahlilde dünya ve geleceği adına daha yararlı olabilmek için araştırmacının sürekli bir araştırma halinde olması kaçınılmazdır.

Belki çok sıradan gelecek ama araştırmacılık ne yazık ki gün sonunda veya tatillerde mesaisi bitebilen bir meslek dalı değildir. Burada araştırma bir yaşam biçimidir demek istemiyorum. Zira bu cümleyi kurduğumuz halde her araştırmacının bireysel yaşam hedeflerine ve yaşama biçimine göre değişiklik arzeden, ne olduğu tam olarak ifade edilemeyen karmaşık bir uğraş alanından bahsetmiş oluruz ki, bunu araştırmaya çok yakıştırdığımı söyleyemem. Yalnız bu noktada yukarıdaki ifadeden, araştırmacının yaşamsal ve mesleki deneyimlerinden hareketle zaman içinde kazandığı uslübunu araştırmalarına yansıtmaması gerektiği gibi bir sonuç çıkartılmaması gerektiğini ifade etmem lazım.

Araştırmacıyı farklı ve değerli kılan önemli özelliklerden birisi olarak uslübu korumalı ve kaybetmemeliyiz. Ayrıca araştırmacı için uslüp ile alışkanlıkları birbirine karıştırmamakta da yarar var. Alışkanlıklar kişide iyi ya da kötü yönde yerleşebileceği için uslübun daha seçik ve özde bir kavram olduğunu hatırlamalıyız.

Araştırmacı Aeschylus’un dediği gibi kendisini tanır ve kurallarını belirlerken, bunların evrensel karşılıklarını yakalayabilmeli ve özde-gerçek yaşanan bir özellik haline getirmelidir. Ne demek? Araştırmacının öz yeteneklerinin kendiliğindenliği gibi bir lüksü yokur özetle. Bir araştırmacı farkında olmadan iyi olamaz herhangi bir konuda. Doğal bir yetenek olarak kazanılmış kimi vasıflar dahi araştırmacının ayırdında olması gereken öz unsurlarıdır. Araştırmacı gözlem kabiliyetinin iyi olmasından (veya derecesi her ne ise o olmasından) kesinlikle sorumludur. Mesleğin gerektirdiği hemen her türden vasıf araştırmacının kendisinde taşıdığı kadarı ile onun sorumluluğundadır ve araştırmacı bu bilinç düzeyinde olmalıdır.

Peki ya profesyonel anlamda araştırmacı olmayı nasıl özetlemeliyiz? İşte bu sayfalarda zoraki bulunmuş sıradan alıntılar olarak algılanabilecek sayfa başlarındaki sözler aslında araştırma ve araştırmacıyı ifade etmek onu vurgulamak adına seçilmişlerdir.
Ne diyor Maslow? Elbette çok ünlü bir söz. Aslına bakarsanız evinizi onarmaya gelen tesisatçıdan başlayarak (ki ev işlerinize merakınızdan veya el yatkınlığınıza olan inancınızdan dolayı bu kişi siz de olabilirsiniz) hemen her meslek alanı için bu sözün ne kadar geçerli olduğundan bahsedebiliriz. Evet, geçerlidir de. Ancak biliyoruz ki iyi vasıflar ve yetenekler ‘sıradan biz’ için olmasından haz alınan bir meziyet iken vasfın erbabı meslek sahibi için ise bir zorunluluktur. İşte Maslow’un sözünün gereğini yerine getiren araştırmacıları iyi olarak tanımlamak çok da doğru bir yaklaşım değildir. Biz bu araştırmacılar için ancak ve ancak ‘işlerini biliyorlar’ diyebiliriz.

Peki neden bir araştırmacı her sorunu çivi olarak görür ki? Yanıt yine Maslow’un sözünde saklı elbet ve gizli de değil. Çünkü elindeki tek araç gerçekten de bir çekiçtir. İşte bu kadar basit bir nedenden dolayı araştırmacılara yükleyebileceğimiz en temel sorumluluk onların araştırma yapması gerektiğidir. Zaten bir yaşam biçimi olmaktan çok ötede düşünerek mesleki araştırmalarına mesai içi ve dışı süreklilik kazandırmış olan bir araştırmacı sürekli araştırma yapandır. Bu süreklilik arzeden performans araştırmacının hizmet verdiği kişi ve kurumların ihtiyacına bağlı olarak gerçekleştirdiği çalışmaları kendi eğitim sürecinin dışında tutacak ve bu çalışmalarda araştırmacı mesleğini icra edecektir.

Araştırmacı da saygın aşçılar gibi bir yemeği tasarlamalı, üzerinde etüd ederek en mükemmel lezzeti üretmeli ve öncelikle kendisi tatmalıdır. Aksi halde aklınızdan geçen veya duruma ve elinizdeki malzemelere göre yaptığınız yemeği insanların önüne hemen ve hiç tatmadan koyarak mutfak camından bakarak tepkileri öğrenmeye çalışırsınız. Yaptık bir yemek ama, bakalım beğenecekler mi?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: