Tag Archives: araştırmacı

Siyasal araştırmalar, medya ve nedensellik tartışması…


“Yeni yılda iyimser miyiz, yoksa karamsar mı? Başta terör sorunu, Kürt meselesi olmak üzere yargıdan ekonomiye, demokrasiden dinin etkilerine, toplumsal kaygı ve beklentilerimiz ne yönde? Ahmet Hakan sordu, Ipsos 2013 yılı beklentiler raporunun sonuçları Tarafsız Bölge’de tartışıldı.”

Ahmet Hakan’ın CNN Türk’de yayınlanan Tarafsız Bölge programının 02.01.2013 tarihinde yayınlanan ve IPSOS KMG’nin “2013 Beklentiler Araştırması” üzerine değerlendirmelerin yapıldığı bölümünün internet sitesindeki tanıtım metni böyleydi.

Lafın sonunu baştan söyleyelim. Türkiye’de bu çerçevede çalışmaların yapılması, bu çalışmalara araştırma sektörünün önemli kuruluşlarının ilgi göstermesi ve veriler üretmesi olumlu bir şey. Ayrıca Ipsos’un sektörümüzün değerli isimlerinden Vural Çakır’ın önderliğinde bu çalışmayı gerçekleştirmiş olması da sevindirici.

Araştırmaların medyada sunumu

Ipsos’un araştırması gerçekten de bahsedilen konularda ilginç veriler sunuyor. Merak edenler, programda da paylaşılmış olan Ipsos araştırmasının sonuçlarını yazının sonunda bulabilirler. Elbette ki araştırmanın sonuçları aşağıda verilen yanıtlar ile sınırlı değildir. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere elde edilen sonuçların çok daha detaylı analizler içeren hali, sonuç raporunda yer alıyordur.

Bizi ilgilendiren ise daha ziyade, bizim frekans dökümü olarak tanımladığımız bu sonuçlar üzerine katılımcıların yaptıkları yorumlar ve bu yorumlarını ve tartışmalarını takiben herhangi bir sonuca ulaşamamış olmaları.

Aslına bakarsanız bir araştırmacı için herhalde en zor sınav, belirli bir süreye sıkıştırılmış halde, yalnızca dikkat çekici (çarpıcı) başlıkları ön plana çıkartılmış olan bir araştırmayı medyada sunmaktır. Vural Çakır’ın bu sınavı herşeyden önce kişisel karizması ile kazasız bir şekilde bu programda geçmiş olduğunu söyleyebiliriz. Araştırma sonuçları arasında bir verinin katılımcılar tarafından çok farklı yorumlara neden olması sırasında Ali Saydam’ın – aslında araştırmayı destekler mahiyette – güvenilirlik sorununu gündeme getirmesini saymazsak araştırmanın da sınavı geçtiğini söyleyebiliriz.

Peki bu uzun sunum sırasında araştırmanın güvenilirliği nasıl oldu da gündeme geldi ve kısa bir süre de olsa tartışılır hal aldı? İşte tam da bu nokta araştırmacının müdahale ederek tartışmaya son vermesi gereken andı. Nasıl mı? Elbette ki program sırasında kısıtlı zaman adına ekrana yansıtılmayan verilere hakimiyet ile. Ben katılımcıların tartıştıkları konunun yanıtının araştırmada olduğuna inanan tarafım neticede.

Bir araştırmanın, tüm bulguları ile tablo ve grafikler halinde medyada yer alabileceğini düşünmek biraz romantik bir yaklaşım olur. Ancak eğer araştırmacı da katılımcılar arasında konuşmacı olarak yer alıyorsa bu aşamada sizin müdahale ederek kafalardaki soru işaretlerine yanıt verme şansınız da var demektir. Tabi bu aşamada yanıtların elinizde olduğunu varsayıyorum.

Araştırmada nedensellik

Programda tartışılan araştırmanın genel değerlendirmesini yapan katılımcılar, kamuoyunun 2012 yılında iktidara verdiği (hemen her alandaki) olumlu krediyi 2013 yılı için geri aldığı ve iktidarın icraatlarına değin genel bir memnuniyetsizlik havasının hakim olduğu yönünde mutabık oldular. Elbette bu görüşü çeşitli alt başlıklarda reddedenler de oldu. Yine katılımcılar bu genel durumun tüm yanıtlara etki ettiği, araştırmaya katılanların bu ruh hallerinin tüm yanıtlara yansıdığı yönünde de fikir beyan ettiler. Bazı durumların ise bu genel eğilim ile örtüşmediğinden dem vurdular.

Her bir frekans tablosu, bir sonraki tablonun önceli konumunda katılımcıların yorumlarına yön verdi. Ancak araştırmanın kendisi bu yanıtları vermek noktasında ne yazık ki aciz kaldı. Esasen, her tablonun arkasından araştırmanın söz alarak, bu verilerin nasıl okunması gerektiğini izah etmesi beklenmelidir.

Programda ekrana getirilen ilk tablodan itibaren başlayan bu sorun, programın sonuna kadar devam etti. Neydi ilk tablo? “Güneydoğu sorunu çözülür”. Tablo, kamuoyunun, sorunun çözümü konusunda olumlu olan görüşünün 6 puan düştüğünü gösteriyordu (2012 %37 ve 2013 %31). Sadece bu örnekteki tartışılan/tartışılamayan veriye bakarak bir araştırmanın okunmasında araştırmacının katkısının veya araştırmada nedenselliğin ne denli önemli olduğunu gösterebiliriz sanırım.

Örneğimizden hareket edersek, tablonun bize söylediği özetle şudur; 2011 yılı sonunda kamuoyunda her 10 kişiden 4’ü 2012’de güneydoğu sorununun çözüleceğine inandığını belirtirken, bu sayı 2012 yılı sonunda her 10 kişide 3’e düşmüştür. Tersten okunursa 2011 yılı sonunda her 10 kişiden 6’sı güneydoğu sorununun çözüleceğine inanmıyordu. Geçen bir yıllık süreçte ise bu 6 kişiye bir kişi daha eklendi. İşte bu noktada bu kişilerin kim oldukları ve “çözüm”den kasıtlarının ne olduğunun yanıtının her iki yıl için de araştırmada olması beklenmelidir.

Eğer biz araştırmacı olarak geçen yıl çözüm olacağını belirten 4 kişinin çözümden neyi kastettiklerini biliyor olsaydık, en azından hangi “çözüm” modelinin (bu yıl fikri değişen bir kişinin) 2012 yılında neden bu fikrinden vazgeçtiğini anlayabilirdik. Aslında bir sosyal araştırmanın yanıt vermesi gereken soru da budur.

Buna ek olarak, bir sosyal araştırmanın çözümden bahseden kişilerin kim olduklarını (profillerini) de bilmesi beklenir. Bu kişilerin siyasal eğilimleri, yaşam koşulları ve benzeri özellikleri ile çözüme olan inanç veya inançsızlıkları da sosyal araştırmanın yanıtlayabilmesi gereken sorulardır.

Programda tartışılan her tablo ile ilgili olarak, elde olmayan bu yanıtlardan dolayı uzun tartışmalar yaşandı. Oysa ki bu tartışmaların verileri anlamak üzerine değil, yorumlamak üzerine yapılıyor olması gerekirdi.

Umarım Ipsos’un araştırması bu yıl yeniden gerçekleştirilir ve uzun soluklu sosyal bir araştırma olarak, çok ihtiyacımız olan trend sürekliliğini sağlamamıza imkan tanır. Türkiye’nin bu tip uzun süreli araştırmalara ihtiyacı olduğu bir gerçek. Ancak yine umarım ki, önümüzdeki yıl yapılacak programda araştırma, tartışmalarda verilerin doğru okunması ve nedensel açıklamaları bağlamında daha net sonuçlar içerir.

Tekrar araştırmada emeği geçen herkese teşekkür eder, herkese iyi bir yıl geçirmesini dilerim.

 

Araştırma Hakkında

Ipsos’un sosyal sorumluluk anlayışı ile yaptığını belirttiği araştırmanın birincisi 2001 yılında yapılmış. Araştırma 2007 yılından itibaren düzenli olarak yapılıyor ve üzerinde tartışılan araştırma bu serinin 13. uygulaması. Araştırma IBBS-2 düzeyinde 28 ilde 1,100 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiş.

Araştırmanın programda paylaşılan bazı bulguları ise aşağıda üç yıllık karşılaştırmaları ile yer almaktadır.

Terörle Mücadele

“Güneydoğu sorunu çözülür” (2011 %37, 2012 %37, 2013 %31)

“Terörle mücadele başarıya ulaşır” (2011 %47, 2012 %47, 2013 %39)

“Abdullah Öcalan serbest bırakılır” (2011 %14, 2012 %14, 2013 %19)

“İç çatışmalar artar” (2011 %42, 2012 %37, 2013 %52)

“Türkiye’nin bölünme ihtimali artar” (2011 %33, 2012 %27, 2013 %41) spekülatif

Demokrasi ve Yargı

“Demokratik haklar ve özgürlükler artar” (2011 %57, 2012 %58, 2013 %50)

“Adalet daha iyi işler” (2011 %52, 2012 %56, 2013 %45)

“Ergenekon olarak konuşulan dava adil bir sonuca bağlanır” (2011 %39, 2012 %43, 2013 %41)

“Yeni bir Anayasa uzlaşmayla kabul edilir” (2011 %57, 2012 %68, 2013 %56)

“Hükümetin demokratik açılım politikası başarılı olur” (2011 %46, 2012 %49, 2013 %42)

Uluslararası İtibar

“Türkiye’nin uluslararası itibarı artar” (2011 %64, 2012 %70, 2013 %55)

“Türkiye’nin dış politikasında sorunlar artar” (2011 %50, 2012 %54, 2013 %64)

“Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri daha da güçlenir” (2011 %64, 2012 %58, 2013 %43)

Güven Algısı

“Başbakan’dan memnuniyet algısı” (2012 %63, 2013 %52) parti oylarını sormadık

“Cumhurbaşkanı’ndan memnuniyet algısı” (2012 %76, 2013 %70)

“Ordunun itibarı artar” (2011 %53, 2012 %55, 2013 %46)

“Daha huzurlu bir ülke oluruz” (2011 %55, 2012 %60, 2013 %47)

“İnsanlar kendini güvende hisseder” (2011 %49, 2012 %54, 2013 %44)

Avrupa Birliği

“Türkiye AB’ye üye olmalı” (2012 %41, 2013 %41)

“Türkiye AB’ye tam üye olur” (2012 %37, 2013 %32)

“AB Türkiye’nin tam üyeliğini ister” (2012 %18, 2013 %14)

Din Etkisi

“Devlet yönetiminde dinin etkisi artar” (2011 %52, 2012 %57 2013 %67)

“Laiklik güçlenir” (2011 %53, 2012 %51, 2013 %42)

“Toplum hayatında dinin etkisi artar” (2011 %59, 2012 %67, 2013 %71)

Ekonomi

“Ekonomik refah artar” (2011 %49, 2012 %51, 2013 %45)

“İşsizlik azalır” (2011 %41, 2012 %40, 2013 %42)

“Yolsuzlukla mücadele artar” (2011 %58, 2012 %59, 2013 %55)

Enflasyon

“Enflasyon artar” (2012 %52, 2013 %52)

“Enflasyon aynı kalır” (2012 %34, 2013 %34)

“Enflasyon azalır” (2012 %14, 2013 %14)

Gelir

“Gelir artar” (2012 %34, 2013 %34)

“Gelir aynı kalır” (2012 %48, 2013 %51)

“Gelir azalır” (2012 %18, 2013 %15)

Tüketici Kredileri

“Tüketici kredisi alırım” (2012 %15, 2013 %20)

“Tüketici kredisi almam” (2012 %85, 2013 %80)

Konut Alımı

“Kışlık konut alırım” (2012 %13, 2013 %12)

“Kışlık konut almam” (2012 %87, 2013 %88)

Tatile Çıkma

“Yurtdışı tatiline giderim” (2012 %11, 2013 %18)

“Yurtdışı tatiline gitmem” (2012 %89, 2013 %82)

“Yurtiçi tatile giderim” (2012 %33, 2013 %51)

“Yurtiçi tatile gitmem” (2012 %67, 2013 %49)

Otomobil Alımı

“Otomobil alırım” (2012 %24, 2013 %25)

“Otomobil almam” (2012 %76, 2013 %75)

Kişisel Hisler

“Daha iyi olacağım” (2012 %39, 2013 %41)

“Daha kötü olacağım” (2012 %11, 2013 %12)

“Aynı kalacağım” (2012 %48, 2013 %45)

“Fikrim yok” (2012 %2, 2013 %2)

 

Bilgi için

Ahmet Hakan’ın konukları, İstanbul stüdyosunda Vural Çakır (IPSOS), Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu (Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi), Yazgülü Aldoğan (Posta Gazetesi),  Ali Saydam (Yeni Şafak Gazetesi), Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatri Uzmanı) ve Ankara’dan ise Elif Kabadayı Tatar (Hukukçu) ve Abdullah Abdülkadiroğlu (Samanyolu Ankara) oldu.

Programı izlemek isteyenler ise aşağıdaki linkten tamamına ulaşabilirler.

http://tv.cnnturk.com/video/2013/01/03/programlar/tarafsiz-bolge/tarafsiz-bolge/2013-01-02T2200/index.html

“Büyük” araştırmacıları, “Sıradan” araştırmacılardan ayıran yedi özellik


Yaşlanmanın da biyolojik gelişim ve yüzde beliren kırışıklıklardan bağımsız, görece bir kavram olduğunu öğrendik. Eskiler bize insan hissettiği yaştadır derdi. Gülerdik. Ancak şimdi bu sözün biraz değişiklik ile gerçek olduğunu da görüyoruz. Aslında insan hissettiği değil, çağını anlayabildiği (ya da günümüzde teknolojiyi kullanabildiği) yaştadır demek daha doğru olacak. Önemli bir bölümümüz, teknolojinin ivmeli bir gelişim sürecine başladığı yıllar henüz gelmeden doğduk ve gelişim başladığında ise ancak gençlik yıllarımızdaydık.

On yıllık genç bir araştırmacı olan Simon Shaw dahi, brandrepublic.com’da yayınlanan yazısında gençler ile araştırma yaptığında kendisini yaşlı hissetmeye başladığını belirtiyor. Simon, günümüzde bir araştırmacının sıradanlıktan kurtulabilmesi için sahip olması gereken yedi özelliği de sıralamış yazısında. Meraklısı için işte – hepimizin bildiğini sandığı ancak uygulamaya geçirmekte zaafiyet yaşayabildiği – özelliklerin listesi…

Bir görüş sahibi olmak!.. Dünyayı, yaşananları, pazarları ve aktörlerini tanımak, davranışlarının temellerini bilmek ve önünüze gelen verileri yorumlayarak bunlardan bir sonuç çıkartabilmek için, en azından kendinize ifade edebileceğiniz güçlülükte bir dünya görüşüne ihtiyacınız var.

Gelişmiş iletişim becerileri!.. Elbette ki yalnızca konuşmak veya gülümsemekle sınırlı değil. Görüşlerinizi, araştırma ile elde ettiğiniz bulguları etkili anlatım kabiliyetini de size sağlayacak olan, yeni teknolojinin tüm iletişim ekipmanları ile donatılmış güçlü bir iletişim tarzınız olmalı.

Saplantı düzeyinde merak!.. Çalışmanızı veya araştırmanızı zamanında teslim etmenize mi neden olacak? Hayır. Ancak araştırdığınız konuya, bu konuyu oluşturan tüm alt ve üst yapı unzurları ile aktörlerine değin merak – ve elbette bu merakın sonucunda öğrendikleriniz – elde ettiğiniz verilerin daha işlevsel ve etkili olarak yorumlanmasına olanak sağlayacaktır.

Biraz diplomatik kabiliyet!.. Araştırmanız hizmet verdiğiniz girişimcinin yatırımcının ne denli başarılı bir geri dönüş sağladığını resmediyorsa ne ala. Ancak kimi zaman karşınızdakine, işlerin ne kadar kötü gittiğini, yönetimde ne denli sağlıksız uygulamalarda bulunduğunu veya önlem almaz ise yakın gelecekte batacağını da söylemek zorunda kalabilirsiniz. Sanırım bu noktada yalnızca iletişim beceriniz işe yaramayacaktır.

Yeniliklere adapte olun! Yenilikleri online araştırmalar yapabilmek ile sınırlı tutanlardansanız durumunuz pek de iç açıcı değil. Davranışsal ekonomiyi, göstergebilimsel araştırma yöntemlerin yeni ve uygulanabilir örneklerini takip etmiyorsanız ve yeniliği yalnızca teknolojik yenilik olarak algılıyorsanız yakın gelecekte kapınızın çalınmayacağından emin olabilirsiniz. Büyük veriyi işleme teknolojisi yanında bunun felsefesine de sahip olmanız en doğrusu olacaktır.

Hızlı uyum kabiliyeti!.. Veri kaynaklarının, veri toplayan ve analiz edenden daha hızlı yaşadığı bir ortamda, araştırmacı olarak bu ortama uyum hızınızın yetersizliği sizi zor durumda bırakabilir. Kullandığınız yöntemler her ne olursa olsun, nitelikli veriye hızla ulaşmanın en önemli meziyet olduğunu algılamanız gerekir. Hız yaşamın takvimine değil, bilginin takvimine bağlıdır. Araştırmanızı bir hafta içinde teslim etmeniz ancak eli çabuk olduğunuzu gösterir. Tabloların değil, yorumlarınızdaki bilginin hızından bahsediyoruz.

Coşkunun gücü!.. Pazartesi günü, bir sanayi devinin araştırma teklifi ile başlayan haftanız, Çarşamba günü bir sosyal medya girişiminin araştırma ihtiyacını anlamak ve Cuma günü de yeni bir banka kartının iletişim çalışmalarına yön vermek ile geçebilir. Coşkunuzu her zaman ve her boyutta iş karşısında eşit oranda ayakta tutmak gerçekten büyük bir beceri olsa gerek.

Ne dersiniz?

Araştırmada son söz kimin?..


MRGA (Market Research Global Alliance) araştırmalarda kullanılan soru formlarında son sözün kimde olması gerektiğini tartışıyor. Araştırma kuruluşunda (araştırmacıda) mı yoksa, müşteride mi?..

Konunun açılış sorusunda, bu durumda araştırmacı olarak neyin tercih edilmesi gerektiği ve duruma göre mutluluk veya hüsran ile sonuçlanan çalışma deneyimleri olup olmadığı soruluyor.

Konuya verilen yanıtlarda, araştırmacının metodolojik güvenilirliğini korumakla yükümlü olduğu ancak, içeriksel olarak müşterinin araştırmaya çok katkı sağlayabileceğini vurgulanıyor.

Aslına bakılırsa, müşterinin içinde bulunduğu pazar, ve bundan da önemli olarak araştırma ihtiyacına neden olan durumu hakkında, alınmış olan nitelikli bir bilgilendirme, araştırmacının araştırma enstrümanı (genellikle soru formu) tasarımında yüksek kalite ve verimliliği elde edebilmesi için yeterli gibi görülüyor.

Müşterinin ilk tasarımdan itibaren, olaya müdahil olma isteği duyması halinde, araştırmacının bilgilendirmeyi ne denli doğru aldığını sorgulaması gerekiyor. Müşterinin soru formuna müdahale ihtiyacı, genellikle kullanılan dili beğenmemesi ya da bu soruların yanıtları sunmakta yeterli olmayacağını hissetmesinden kaynaklanıyor olabilir. Daha da dramatik olanı ise, müşterinin aradığı yanıtların sorularının formda yer almaması.

İhtiyaç dıuyulan bilgiyi elde etmek amacı ile hazırlanan soru formları (ki bu aşamada anket tekniğinin araştırmacı tarafından doğru seçilmiş bir teknik olduğunu kabul ediyoruz), öngörüldüğü hali ile yanıtlara ulaşmak yeterliliğine sahip değil ise ve bu durum müşteri tarafından dahi dile getirilebiliyorsa, araştırmacının gözden geçirmeyi kabul etmesi en doğru yaklaşım olacaktır.

Siz ne dersiniz?

Yeni araştırmacılar için…


AAPOR (American Association for Public Opinion Research) yeni araştırmacıların en çok karşılaşabileceği üç hatanın neler olabileceğini tartışıyor.

Soruya verilen yanıtlara göre yeni araştırmacıların en çok karşılaşabileceği hataların daha çok araştırma çalışması sırasında elde edilen verilerin yorumlanması aşamasında yaşanabileceği belirtiliyor. Uzman araştırmacıların konuya verdikleri yanıtlar genellikle aşağıdaki ana gruplarda toplanıyor;

– Araştırma verilerinin maksadını aşacak derecede yorumlanması,

– Katılımcıların verdikleri yanıtların ve belirtilen görüşlerin sayısallaştırılması ile elde edilen tesbitlerin sorgulanmadan geçerli görülmesi,

– Veriler arasında nedensellik ilişkisinin kurulması aşamasında yapılan hatalar ve

– Yardımcı analiz yazılımları ile elde edilen istatistiki yorumların okunması sırasında hatalar yapılması…

Siz ne dersiniz?..

Araştırma bütçelerini korumak…


MRA (Marketing Research Association), şirketlerin (müşterilerin) araştırma bütçelerini kısmalarının önüne geçebilmek için nasıl bir mesleki strateji izlenmesi gerektiğini soruyor.

Soruyu yanıtlayan araştırmacılar, öncelikle şirketlere araştırma ile elde edilecek verilerin şirket için karlılık artırıcı mahiyette geri dönüşünün önemini anlatmak gerektiğini belirtiyorlar. Araştırmanın şirketler tarafından önemli ve geliştirici bir maliyet bileşeni olarak algılanması gerektiğini vurgulayan araştırmacılar bu konuda asıl görevin de yine kendilerinde olduğunu belirtiyorlar.

Şirketlerin araştırma ihtiyacını belirlemek konusunda yetkili olan ve taleplerini araştırma kuruluşlarına aktarmaktan sorumlu yöneticilerin bu değerlendirme ve karar alma süreçlerinde desteklenmesi gerektiği konusunda da araştırmacılar genel bir fikirbirliğine sahip.

Ülkemizdeki durum ise, araştırma bütçeleri korunması ve istemci şirketlerin talep yönünde motive edilmesi konusunda, benzer nitelikli tartışmaları yapmamıza olanak sağlamaktan çok uzak.

Frekans tabloları ve sözde karşılaştırmalı analizlerin ofis yazılımlarının renkli grafikleri ile bezenerek sunulmasından başka birşey olmayan niteliksiz araştırma raporları müşterilerin gerçekten ihtiyaç duyacakları bilgi ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzak kalmaktadır.

Elbette iyi örnekleri, iyi araştırma kuruluşlarını ve onların değerli çalışmalarını bu olumsuz değerlendirmeden ari tutmak gerekir.

Ancak ne yazık ki, nitelikli bir soru formu veya model oluşturmaktan aciz, raporlarını soruların frekans tabloları ve araştırma eğitimi almamış bir insanın dahi akıl edebileceği basit karşılaştırmalar ile dolduran ve oluşturduğu bu ‘sonuçsuz rapor’un içinde tek satır bile ‘gerçek analiz’ yer almayan çok sayıda sözde araştırma kuruluşunun pazarda halen iş yaptığını da görmek gerekiyor.

Araştırma müşterilerine malumun izahından başka bir bilgi vermeyen, basmakalıp ve sağdan soldan toplanan bilgi kırıntıları ile oluşturulan modeller ile yapılan araştırmalar ile araştırmayı uzmanlık isteyen profesyonel bir uğraştan çok ticaret olarak gören sözde araştırmacılar engellenemediği sürece araştırma bütçelerinin iyileştirilmesini beklemek biraz hayalcilik olacaktır.

Siz ne diyorsunuz?..

Araştırma yapmayı istemek…


Aslında araştırma yapanlara “araştırma” yapın demek en doğrusu. Bundan kasıt aslına bakılırsa, kendilerine gelen talep üzerine gerçekleştirdikleri çalışmalar değildir yalnızca. Araştırma yapanların herşeyden önce profesyonel uğraşları ya da daha yalın ifade ile meslekleri hakkında araştırma yapmaları kaçınılmaz bir ihtiyaç olmalıdır. Yalnızca yeni gelişmeleri takip ederek farklılık yaratmak amacı ile değil elbette. Aynı zamanda hizmet verdikleri kişi ve kuruluşlar ile daha da önemlisi toplum, insanın geleceği ve son tahlilde dünya ve geleceği adına daha yararlı olabilmek için araştırmacının sürekli bir araştırma halinde olması kaçınılmazdır.

Belki çok sıradan gelecek ama araştırmacılık ne yazık ki gün sonunda veya tatillerde mesaisi bitebilen bir meslek dalı değildir. Burada araştırma bir yaşam biçimidir demek istemiyorum. Zira bu cümleyi kurduğumuz halde her araştırmacının bireysel yaşam hedeflerine ve yaşama biçimine göre değişiklik arzeden, ne olduğu tam olarak ifade edilemeyen karmaşık bir uğraş alanından bahsetmiş oluruz ki, bunu araştırmaya çok yakıştırdığımı söyleyemem. Yalnız bu noktada yukarıdaki ifadeden, araştırmacının yaşamsal ve mesleki deneyimlerinden hareketle zaman içinde kazandığı uslübunu araştırmalarına yansıtmaması gerektiği gibi bir sonuç çıkartılmaması gerektiğini ifade etmem lazım.

Araştırmacıyı farklı ve değerli kılan önemli özelliklerden birisi olarak uslübu korumalı ve kaybetmemeliyiz. Ayrıca araştırmacı için uslüp ile alışkanlıkları birbirine karıştırmamakta da yarar var. Alışkanlıklar kişide iyi ya da kötü yönde yerleşebileceği için uslübun daha seçik ve özde bir kavram olduğunu hatırlamalıyız.

Araştırmacı Aeschylus’un dediği gibi kendisini tanır ve kurallarını belirlerken, bunların evrensel karşılıklarını yakalayabilmeli ve özde-gerçek yaşanan bir özellik haline getirmelidir. Ne demek? Araştırmacının öz yeteneklerinin kendiliğindenliği gibi bir lüksü yokur özetle. Bir araştırmacı farkında olmadan iyi olamaz herhangi bir konuda. Doğal bir yetenek olarak kazanılmış kimi vasıflar dahi araştırmacının ayırdında olması gereken öz unsurlarıdır. Araştırmacı gözlem kabiliyetinin iyi olmasından (veya derecesi her ne ise o olmasından) kesinlikle sorumludur. Mesleğin gerektirdiği hemen her türden vasıf araştırmacının kendisinde taşıdığı kadarı ile onun sorumluluğundadır ve araştırmacı bu bilinç düzeyinde olmalıdır.

Peki ya profesyonel anlamda araştırmacı olmayı nasıl özetlemeliyiz? İşte bu sayfalarda zoraki bulunmuş sıradan alıntılar olarak algılanabilecek sayfa başlarındaki sözler aslında araştırma ve araştırmacıyı ifade etmek onu vurgulamak adına seçilmişlerdir.
Ne diyor Maslow? Elbette çok ünlü bir söz. Aslına bakarsanız evinizi onarmaya gelen tesisatçıdan başlayarak (ki ev işlerinize merakınızdan veya el yatkınlığınıza olan inancınızdan dolayı bu kişi siz de olabilirsiniz) hemen her meslek alanı için bu sözün ne kadar geçerli olduğundan bahsedebiliriz. Evet, geçerlidir de. Ancak biliyoruz ki iyi vasıflar ve yetenekler ‘sıradan biz’ için olmasından haz alınan bir meziyet iken vasfın erbabı meslek sahibi için ise bir zorunluluktur. İşte Maslow’un sözünün gereğini yerine getiren araştırmacıları iyi olarak tanımlamak çok da doğru bir yaklaşım değildir. Biz bu araştırmacılar için ancak ve ancak ‘işlerini biliyorlar’ diyebiliriz.

Peki neden bir araştırmacı her sorunu çivi olarak görür ki? Yanıt yine Maslow’un sözünde saklı elbet ve gizli de değil. Çünkü elindeki tek araç gerçekten de bir çekiçtir. İşte bu kadar basit bir nedenden dolayı araştırmacılara yükleyebileceğimiz en temel sorumluluk onların araştırma yapması gerektiğidir. Zaten bir yaşam biçimi olmaktan çok ötede düşünerek mesleki araştırmalarına mesai içi ve dışı süreklilik kazandırmış olan bir araştırmacı sürekli araştırma yapandır. Bu süreklilik arzeden performans araştırmacının hizmet verdiği kişi ve kurumların ihtiyacına bağlı olarak gerçekleştirdiği çalışmaları kendi eğitim sürecinin dışında tutacak ve bu çalışmalarda araştırmacı mesleğini icra edecektir.

Araştırmacı da saygın aşçılar gibi bir yemeği tasarlamalı, üzerinde etüd ederek en mükemmel lezzeti üretmeli ve öncelikle kendisi tatmalıdır. Aksi halde aklınızdan geçen veya duruma ve elinizdeki malzemelere göre yaptığınız yemeği insanların önüne hemen ve hiç tatmadan koyarak mutfak camından bakarak tepkileri öğrenmeye çalışırsınız. Yaptık bir yemek ama, bakalım beğenecekler mi?