Tag Archives: kıbrıs

Üç toplumlu çözüm ya da…


Kıbrıs’ta barış görüşmelerinin toplumlar tarafından nasıl izlendiğini ve neler beklendiğini detaylı biçimde değerlendiren ve ada genelinde yapılan araştırma sonuçları bizi dramatik sonuçlar ile karşı karşıya bırakmıştır.

Uzun yıllardır ve özellikle adanın asıl sahiplerinin inisiyatiflerinin dışında yaşanan gelişmeler (veye gelişememeler) ile garantörlerin ve uluslararası otoritelerin adada yaşayan insanların bireysel ve sosyal ihtiyaçlarını yok saymış olan siyasi hesaplaşma, çıkar pazarlığı, karşılıklı restleşme temelli dayatmaları ve uygulamaları gelinen noktada adayı içinden çıkılması güç bir çözümsüzlük kıskacına almıştır.
Çözümsüzlüğün çözüm sayıldığı otuz yılı aşkın sürede toplumlara aşılanan korku ve ötekini reddetme kültürü artık bu iki toplumu tamamen birbirinden kopma noktasına getirmiştir. Özellikle son on yılda adada yapılan araştırma çalışmaları toplumların kendilerinin de kendi inisiyatiflerine dayalı tabiri caizse ada kardeşliği temelli bir çözüm arayışından ne denli uzaklaştığını ve çözümü siyasi erke ve onun incelikli hesaplarına ne kadar rahatlıkla bıraktığını göstermiştir ve halen de göstermektedir.
Bugün geldiğimiz noktada, belirttiğimiz tüm aktörler ve uzun süre zarfında, ada ve geleceğine yönelik oynanan oyunların görece amacına ulaştığı ve iki toplumu tarihlerinde hiç olmadığı kadar birbirine yabancılaştırdığı görülmektedir.
Bugün artık, iki toplumun birlikte yaşama toleransının şiddetli biçimde ortadan kalktığı, birlikte yaşama halinde kendisinin ve hanesinin yaşamsal güvenliğinden şüphe duyacağı, kendi özgür seçimleri yolu ile olsa dahi ‘öteki’nin kendisini yönetmesinden büyük korku duyduğu bir noktaya gelinmiştir.

Toplumların sıradan insanlarından entellektüel sayılacak aydın bireylerine dek hemen her bireyinin özünde korku yüklü, yaşamış olduğu dostluk, komşuluk, kardeşlik dönemlerine ait güzel anılarından yüzyıllar kadar uzaklaşmış bir buhran içinde çekinceli ama, aslında o da diretilmekte olan sahte bir birleşme hayali içinde olduğu gözlenmektedir. Bu öyle bir birleşme isteğidir ki, şiddete dönüşebilecek (!) tüm sorunları çözülene kadar ayrı kalmayı göze alan bir pasif bekleyiş dönemini rahatlıkla kabul edebilmektedir.

Kıbrıs adası tarihinin uzun bir döneminde iki toplumlu olmuştur, evet. Ancak adada birlikte yaşayan toplumların derinlikli ayrışması ve birbirinden uzaklaşması özellikle son otuz yıllık süreçte sosyal kültürel kodlarına derinlikli olarak işlenmiştir. Artık çözüme ulaşılmaması hali ve isteği her iki toplumun romantikleri dışında tüm bireylerinin derin algısına işlenmiştir.
Bu süreç içinde her iki toplumun da hatıralarında yer eden ve özellikle 60’lı 70’li yıllarda yaşanan gerçekten trajik döneme ait anılar, bir diğerini tanımlamak ve suçlamak temelli sosyal parametrelerini oluşturmuştur. Bu durum özellikle Kıbrıslı Türklerin garantörlük taleplerini biçimlendirmiş ve halen de biçimlendirmeye devam etmektedir. Bugün her iki toplumun genç jenerasyonu için dahi bu parametreler temkinli hatta korku dolu yaklaşımının ve geleceğe ürkek bakışının özünü oluşturmaktadır.

Kıbrıs’ta iki toplumun da katılımı ile yapılan son araştırma da bize bu derin ayrılığı ifade eden özet bir çalışma olmuştur. Her iki toplumun da değişen oranlarda olmak üzere, birleşme ile ilgili olarak birbirlerine yaklaştıkları konular ekonomik açıdan elde edilebilecek kazanımlar seviyesine gerilemiştir.
Bu ve bundan önce yapılan çalışmalarda dikkat çeken en önemli unsur, aslında elde edilen verilerde değil edilmeyende saklıdır. Bu ise toplumların olası bir birleşme ile birbirlerine yeniden ‘kavuşacak olmaları’ndan hiç ama hiç bahsetmemiş olmalarıdır. Kıbrısta her iki toplumun bireyleri de iki toplumlu, barış içinde yaşayan, komşuluk ilişkilerine kavuşacağı, birbirinin kabından yemek yiyeceği, kapısını eskiden olduğu gibi açık bırakarak yatacağı bir gelecekten bahsetmemektedir. Her iki toplumun bireyleri de dostluğun kazanacağı bir gelecekten bahsetmekten yüzyıllar kadar uzaktır. Evet, sonuç olarak ada ile ilgili sahte planların, stratejik hesapların, çözümsüzlük görüşmelerinin, korku tellallığının bugün ada halklarını getirdiği nokta budur.

Bugün adada araştırmacılar çalışmalarını yaparken dahi sorularının seçeneklerini oluştururken son otuz yılın diretilmiş ve belletilmiş argümanlarını kullanmaktadırlar. Araştırmalar çözümsüzlüğün bayraklaştırılmış başlıklarını toplumların bireylerine yöneltmekte ve bireyler de bu başlıklar için çözümsülüğün yanıtlarını vermektedir. Nasıl bir çözüm istendiği sorgulandığı halde dahi bireyler, ‘kardeşçe yaşamak’ istiyoruz veya ‘birlikte koşulsuz kuralsız güzel bir gelecek kurmak istiyoruz’ gibi basit yanıtlar yerine uzman siyaset sosyologlarını kıskandıracak derinlikte federasyonlardan, konfederasyonlardan, yönetim sistemlerinden ve sair bahsetmektedirler.
Yapılan son araştırmanın her tablosunda ve her satırında, bu üzücü tablo sayılar, uzun kısa barlar ve pasta dilimleri ile karşımıza çıkmaktadır. Şöyle kısaca bir gözden geçirelim dilerseniz.

Araştırmanın en sonundan başlandığı halde dikkat çeken ilk sonuç adada kabul edilebilecek (!) bir çözüme ulaşılana kadar geçecek sürede, her iki toplum da mevcut durumun (yani ayrışmış olma halinin) devam etmesini kabul etmektedir. Bu sonuç bize masadaki hesapların leyhte sonuçlanmasının, halkların birleşmesinden daha önemli olduğunu göstermektedir.
Peki neden çözüm istiyor toplumlar? Bugün için dile getirdikleri öncelikli neden nedir? Araştırmaya göre Kıbrıslı Rumlar için en motive edici neden ‘topraklarını geri almak’ iken Kıbrıslı Türkler için ise ‘ekonomik refaha kavuşmak’.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi toplumlara çözüm alternatifleri sunulduğunda hemen her bireyin Çekoslavakya modelinden tutun da Tayvan modeline kadar her örnek hakkında düşünerek ve dataylı yanıtlar verdiği görülmektedir. Ancak düşünülerek verilen bu yanıtların neticesi de aynı resmi çizmektedir; yaşam hakkım güvence altına alınana kadar yıllarca çözümü beklerim.
Elbette ki bu bekleme süresi için Kıbrıslı Türklerin (ki o da kendi içinde iki toplumludur) özellikle ekonomik refah temelli sabırları tükenme noktasındadır. Buna karşın Kıbrıslı Rumlar kendi (veya kendilerine dikte edilen) talepleri eksiksiz olarak yerine getirilene kadar bekleme toleransına sahiptirler.

Araştırmada Kıbrıslı Rumlar için topraklar kadar hassas bir diğer konunun ise Türkiye kökenli Kıbrıslı Türklerin (göçmenlerin) geri dönmeleri olduğu tesbit edilmiştir. Bu noktada öncel bir çalışmadan bahsetmekte yarar var. 2009 yılında KKTC’de yapılan bir odak grup çalışmasında 1974 sonrasında Kıbrısa gelmiş olan Türklere herhangi bir nihai çözümün ertesi günü nasıl bir sabah hayal ettikleri sorulmuştur. Öncelikle verilen ekonomik canlanma AB üyeliği gibi öğretilmiş yanıtlar geçiştirilerek derine inildiğinde aslında bu bireylerin gerçekte hayal ettiği resme ulaşılmıştır. Buna göre Türkiye kökenli adalı Türkler çözümün ertesi günü Girne limanına yanaşacak gemilere bindirilerek Türkiye’ye geri gönderileceklerine inandıklarını belirtmişlerdir. İşte güneyin uluslararası konjonktürel avantajı ile kendi yapay sürecinde çözdüğü bir sorun aslında kuzey için derinlikli bir çözümsüzlük unsuru olarak günü ve olası geleceği belirlemektedir. Bugün artık çözüme ulaşmayı bekleyen iki değil ama üç toplumlu bir ada yapısından bahsedilmektedir. Her üçünün de kendisini ‘kendince’ adalı kabul ettiği üç toplum.
Bu tesbiti destekler mahiyette araştırmada Kıbrıslı Rumların, AB normlarında olmadığı halde (%95), Türkiye’nin yararına olduğu halde (%96) ve 1974’den sonra gelenler geri dönmediği halde (%79) çözüm istemediğini vurguladığı görülmektedir. Kıbrıslı Türkler ise, toprak iade edilecekse (%60) ve 1974’den sonra gelenler Türkiye’ye geri dönecekse (%56) çözüm istemediğini belirtmiştir.

Kıbrıs’ta her hangi yöntem ve formülle olursa olsun sağlanacak ‘birleşme sonuçlu’ bir çözüm adada mevcut toplumlar tarafından öyle ya da böyle kabul edilse dahi araştırmalar sosyal yaşamdaki normalleşmenin daha uzun yıllar alacağını göstermektedir. Mülkiyet veya yönetim erki her hangi kesimde olursa olsun, iki toplumun otomatik olarak barış içinde yaşadığını hissedeceği günlerin gelebilmesi, yine her iki toplumun bireylerinin sağduyulu ve toleranslı yaklaşımında gizlidir.

Kıbrıs’ta her iki toplumun birlikte barış içinde yaşayacağı bütünleşik bir ada çözümüne ulaşması, sorunun muhattabı tüm aktörler için en ideal çözüm olmakla birlikte, bunun öncelikle gündelik hayatta ve sosyal yaşam platformunda sağlanması gerekmektedir.
Tüm muhattap tarafların, adada düne kadar (kim nasıl tanımlarsa tanımlasın) masada, haritada veya siyasi hesaplaşmada ifade ettikleri ayrışmış olma halinin, bugün adayı daha derinlikli ve birleştirilemez bir toplumsal ayrılık noktasına getirmekte olduğunu görmeleri gerekmektedir.
Aksi halde, tüm taraf aktörlerin ve sıcak temas halindeki mevcut Liderlerin bugün, masada ellerini güçlendirmek adına takındıkları tavırlar ve iki toplumu uzaklaştırıcı söylemleri, yarın çözümün son imzasını atarak makamlarına döndüklerinde hiç de tahmin etmedikleri (daha da derin ve çözümü mümkün olamayacak) yepyeni bir sosyal sorun ile uğraşmalarına neden olacaktır.

(Bugün Kıbrıs, Aralık 2010)