Tag Archives: konda

Türkiye’de bağımsız değişkenin şaşkınlığı…


Konda’nın geçen yaz gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını ve bu sonuçlardan hareketle yapılan derinlikli değerlendirme ve yorumları içeren ‘Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler’ adlı eser günümüz Türkiye’sini ve adı geçen meseleyi sosyal boyutu ile etraflıca anlamak isteyenler için son derece yararlı bir eser. Kitabı ve içeriğindeki araştırmanın bulgularını okurken az da olsa irkilmemek mümkün değil. Kimi değerlendirmeleri okurken geleceğe değin derin karamsarlıklar yaşayabilir, kimi yorumlar ile ise bu meselenin çözümü noktasında umutvar bir yaklaşım içinde bulabilirsiniz kendinizi. Kitabı bu ülkede yaşayan hemen herkesin okumasını gönülden istediğim için, bu yazıda bir özet bulamayacağınızı şimdiden belirtmek isterim. Ancak herşeyden önce mesleki bir ders olacak mahiyette, bazı dramatik bulguları aktarmakta bir sakınca görmüyorum.

Bazı sınırlı sayıda keşfedici araştırma haricinde biz araştırmacılar genellikle varsayıma dayalı (hipotetik) araştırmalar yaparız. Bir kere araştırma çerçevesini ve problemini tanımladığınız halde, daha sonra bu konu özelinde hem veri toplamanıza hem de bu verilerin değerlendirmelerinden hareketle sonuca ulaşmanıza olanak sağlayacak olan varsayımlar, aynı zamanda sizin yol haritanızı da oluşturur. Peki nasıl belirlenir bu varsayımlar? Elbette araştırma problemi, veya araştırma cümlesi, öncelikle belirleyicidir. Ancak bunun yanı sıra, araştırma konusu ile ilgili literatür, araştırmacının deneyimleri ve konu hakkındaki olabildiğince nesnel kanaatleri de belirleyici unsurlardır. Ayrıca artık çok da tartışılmayan genel kabuller de belirleyicidir. Bu topyekün bilgi araştırma sırasında ilişkileri sorgulanacak olan tüm değişkenleri kendi aralarında kurulan hemen her sorgulayıcı ilişkide bağımlı ve bağımsız olarak sınıflandırıldığı halde, iki ana gruba ayırır. Burada üçüncü bir sınıf olan ilgisiz değişkenden bahsetmiyorum dahi. Ama yine de belirtmeliyim ki, deneyimsiz veya dikkatsiz bazı araştırmacılar ilgisiz değişken üzerinde de kafa patlatabilirler. Aslına bakarsanız burada, adından son derece net anlaşılabildiği için, bağımsız ve bağımlı değişkenden de tanım olarak bahsetmeyeceğim.

Tasarım aşamasında bulunmadığım halde Konda’nın araştırmasının da hipotetik bir çalışma olduğunu ve bazı önceden belirlenen varsayımları test ettiğini düşünüyorum. Kitabın deyimi ile Kürt sorunsalının Kürt meselesi haline gelişi sırasında Türk ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın konuya değin yaklaşımlarında ve çözüm önerilerinde farklılaşmalar bulunmaktadır. Bu çok da yadırganacak bir durum olmasa da bu hale nasıl gelindiğini kitaptan okumakta yarar var. Bir araştırmacı olarak benim dikkatimi çeken noktalardan birisi ise; ülkemizde belirli bir konuda değerlendirmelerde bulunarak kanaatlere varırken, artık çok da tartışılmaksızın evrensel boyutta doğruluğu ve geçerliliği kabul edilmiş bazı önkabullerin nasıl da dikkatle yeniden ele alınması gerektiğinin ortaya çıktığıdır.

Konda araştırması, çalışma sonucunda elde edilen bazı sosyal bulguları, bizim bağımsız olarak tanımladığımız bazı değişkenler ile karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Sosyal kümelerin verili veya sonradan kazanılmış olmakla birlikte bağımsız olduğu düşünülecek özellikleri ile bu özelliklere bağlı olarak farklılaşması beklenen durum, algı ve tutumları arasında pek de beklenen yönde bir ilişki olmadığı anlaşılmaktadır. Konda araştırmasında özellikle başta eğitim veya gelir (yaşam koşulları ve yoksunluklar) ile meseleye bakış açısı, tutumlar ve çözüm önerileri arasında beklenen yönde bir ilişki tesbit edilemediği açıkça vurgulanmaktadır. Özellikle meseleye bakış açısı ve çözüm önerileri ile eğitim durumu arasında yapılan birlikte değişim değerlendirmeleri, ülkemizde bir etnik kimliğe seçimsiz doğuştan tabi olmak ile eğitim arasında, bağımsız değişkenin hangisi olduğuna karar vermek noktasında sorun olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları dikkatlice okunduğu halde, kendisini Türk olarak tanımlayan kesimin yine kendisini Kürt olarak tanımlayan kesimin eğitimsiz olduğu yönünde net bir yargıya hakim olduğu görülmektedir.

Bu yargı Türklerin Kürt meselesinin nedenini Kürtlerin Kürt olmasından önce eğitimsiz olmalarına bağlayan bir sonuca ulaşmalarına neden olmaktadır. Hatta daha da ileri giderek meselenin çözümünün Kürtleri ‘eğitimli kılmak’ olduğunu belirten ciddi oranlı bir kesimin olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. İşte bu noktada Kürt meselesine değin bir algı, tanım ve tutuma sahip olmak ve Kürt meselesini değerlendirmek aşamasında geniş bir kesimin bağımsız değişken şaşkınlığı içinde olduğunu görüyoruz. Hatta bu kesimin geldiği noktada, Kürtlerin eğitimli kılınması meselenin çözümünde öncelikli ve net bir adım olacaktır. Konda araştırması eğitim konusunda net veriler sunuyor. Kürtlerin önemli bir bölümünün Türkler ile karşılaştırıldığı halde, örgün eğitim çerçevesinde, eğitimsiz olduğu net bir bulgu. Ancak değerlendirmeler bütünlüklü bir şekilde ele alındığında bu eğitimsizlik ne bir tercih ne de meselenin asıl nedeni. Kürtlerin sosyal ve ekonomik yoksunlukları ile eğitimsiz kalma durumu tarihsel süreç içinde gelişen bir durum. Hal böyle iken kolaycı bir yaklaşım ile meseleye bu yargılar ile yaklaşmak ve çözümü de bu basitlikte ele almak çok da doğru, ve daha da çarpıcı söylenecek şekli ile eğitimli bir kesime yakışacak gibi görülmeyecektir.

Konda araştırması, anladığımız anlamda örgün eğitim süzgecinden geçmiş kesimin meseleye ne kadar da derinliksiz yaklaştığını ve ne denli tahammülsüz olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu araştırma Kürt meselesi özelinde olduğu kadar, ülkemizde herhangi bir fenomen konusunda yapılacak çalışmalarda neyin bağımsız, neyin bağımlı değişken olduğu konusunda detaylı bir şekilde düşünülerek hareket edilmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır.