Tag Archives: kss

Yönetim Kurulları neden değişmeli?


MIT Sloan Management Review’ın Sonbahar sayısında Edward E. Lawler ve Christopher G. Worleyyer imzalı olarak yer alan “(Şirketlerin) Yönetim Kurulları Neden Değişmeli?” başlıklı makalede şirketler tarafından yapılan kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının işletmenin DNA’sına ne kadar etki etmesi gerektiği tartışılıyor. Makalede, beklenen bu etkinin gerçekleşmemesi ya da işletmenin bu zorunlu değişime direnç göstermesi halinde ise sürdürülen KSS etkinliklerinin ancak geçici bir ilerleme ile sınırlı kalmaya mahkum olduğu belirtiliyor.

Lawler ve Worleyyer, aslında KSS çalışmalarının, o güne değin ana amaçları ve hedefleri finansal çerçevede – karı maksimize etmek – ile sınırlı görülen, Yönetim Kurulları tarafından ne denli güçlükle hayata geçirildiğini veya yönetildiğini vurguluyor. Hal böyle iken, bu DNA yapısına sahip işletmelerin gerçekleştirdikleri KSS çalışmaları da, zayıf ve etkisiz romantik eylemler olmanın ötesine geçmemektedir. Zaten bu nedenledir ki en romantik KSS çalışmaları da işletmeler tarafından en çok tercih edilenler olmaktadır. Aslında bu çalışmaların birer KSS uygulaması olduğundan bahsetmek de kimi zaman mümkün olmamaktadır.

Gerek ülkemizde gerekse de dünyada yapılan – ve KSS çalışmaları olarak adlandırılan – birçok uygulama özü itibari ile kurumsal sosyal sorumluluk performansı olmanın çok uzağında kalmaktadır. Bu makus talihin yaşanmasında birinci etkenin yukarıda bahsettiğimiz kar odaklılık anlayışı olduğunu belirten Lawler ve Worleyyer ne kadar haklı oldukları, çevremizdeki birçok projeye bakıldığında da net olarak ortaya çıkmaktadır.

KSS uygulamalarını, en hafif ifadesi ile iyiniyetli halkla ilişkiler çalışmaları olarak gören işletmelerin ve yönetimlerinin, bugüne değin gerçekleştirdikleri tüm iletişim çalışmalarında gözettikleri marka veya ürün görünürlüğü kabiliyetini, aynı şekilde KSS uygulamalarında da işletmeye çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Aslında bu görünürlüğün eylemin doğal akışında var olması olumsuz bir durum değildir. Ancak KSS çalışmalarına niyet ve başlangıç aşamasında işletmelerin bu kaygı ile harekete geçiyor olmaları, KSS uygulamalarının temelini oluşturan sürdürülebilirlik anlayışı ile tezat oluşturmaktadır.

MIT’nin makalesinde, işletmelerin Yönetim Kurullarında ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi ya da finansal hedeflerin yakalanması konularında uzman kişilerin yanı sıra, kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının geliştirilmesi ve bu gelişim gözetilmesi konularında uzman üyelerin de bulunmasının, artık bir zorunluluk olduğu dile getirilmektedir.

Sosyal ve çevresel sürüdürülebilirliğin, işletmelerin içinde bulundukları habitat ile birlikte sağlıklı gelişimleri için vazgeçilmezliği – sözde değil ancak içselleştirilmiş halde – kabul edilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lawler ve Worleyyer bugün Kuzey Amerika orijinli şirketlerin neredeyse yüzde 50’si tarafından her yıl düzenli olarak GRI kriterlerine uygun raporlamalar yapıldığını vurgulamaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarının işletmeler için öneminin daha net olarak algılanabilmesine olanak sağlayan GRI çerçevesi günümüzde bu anlamda geliştirilmiş en iyi uygulamalardan birisi olarak, hem de inisiyatif temelli yapısı ile karşımıza çıkmaktadır.

Önümüzdeki günlerde bu inisiyatif ve sürdürülebilirlik yaklaşımına sağladığı katkı ile ilgili olarka sizinle çeşitli bilgiler paylaşacağım.