Tag Archives: kürt meselesi

Siyasal araştırmalar, medya ve nedensellik tartışması…


“Yeni yılda iyimser miyiz, yoksa karamsar mı? Başta terör sorunu, Kürt meselesi olmak üzere yargıdan ekonomiye, demokrasiden dinin etkilerine, toplumsal kaygı ve beklentilerimiz ne yönde? Ahmet Hakan sordu, Ipsos 2013 yılı beklentiler raporunun sonuçları Tarafsız Bölge’de tartışıldı.”

Ahmet Hakan’ın CNN Türk’de yayınlanan Tarafsız Bölge programının 02.01.2013 tarihinde yayınlanan ve IPSOS KMG’nin “2013 Beklentiler Araştırması” üzerine değerlendirmelerin yapıldığı bölümünün internet sitesindeki tanıtım metni böyleydi.

Lafın sonunu baştan söyleyelim. Türkiye’de bu çerçevede çalışmaların yapılması, bu çalışmalara araştırma sektörünün önemli kuruluşlarının ilgi göstermesi ve veriler üretmesi olumlu bir şey. Ayrıca Ipsos’un sektörümüzün değerli isimlerinden Vural Çakır’ın önderliğinde bu çalışmayı gerçekleştirmiş olması da sevindirici.

Araştırmaların medyada sunumu

Ipsos’un araştırması gerçekten de bahsedilen konularda ilginç veriler sunuyor. Merak edenler, programda da paylaşılmış olan Ipsos araştırmasının sonuçlarını yazının sonunda bulabilirler. Elbette ki araştırmanın sonuçları aşağıda verilen yanıtlar ile sınırlı değildir. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere elde edilen sonuçların çok daha detaylı analizler içeren hali, sonuç raporunda yer alıyordur.

Bizi ilgilendiren ise daha ziyade, bizim frekans dökümü olarak tanımladığımız bu sonuçlar üzerine katılımcıların yaptıkları yorumlar ve bu yorumlarını ve tartışmalarını takiben herhangi bir sonuca ulaşamamış olmaları.

Aslına bakarsanız bir araştırmacı için herhalde en zor sınav, belirli bir süreye sıkıştırılmış halde, yalnızca dikkat çekici (çarpıcı) başlıkları ön plana çıkartılmış olan bir araştırmayı medyada sunmaktır. Vural Çakır’ın bu sınavı herşeyden önce kişisel karizması ile kazasız bir şekilde bu programda geçmiş olduğunu söyleyebiliriz. Araştırma sonuçları arasında bir verinin katılımcılar tarafından çok farklı yorumlara neden olması sırasında Ali Saydam’ın – aslında araştırmayı destekler mahiyette – güvenilirlik sorununu gündeme getirmesini saymazsak araştırmanın da sınavı geçtiğini söyleyebiliriz.

Peki bu uzun sunum sırasında araştırmanın güvenilirliği nasıl oldu da gündeme geldi ve kısa bir süre de olsa tartışılır hal aldı? İşte tam da bu nokta araştırmacının müdahale ederek tartışmaya son vermesi gereken andı. Nasıl mı? Elbette ki program sırasında kısıtlı zaman adına ekrana yansıtılmayan verilere hakimiyet ile. Ben katılımcıların tartıştıkları konunun yanıtının araştırmada olduğuna inanan tarafım neticede.

Bir araştırmanın, tüm bulguları ile tablo ve grafikler halinde medyada yer alabileceğini düşünmek biraz romantik bir yaklaşım olur. Ancak eğer araştırmacı da katılımcılar arasında konuşmacı olarak yer alıyorsa bu aşamada sizin müdahale ederek kafalardaki soru işaretlerine yanıt verme şansınız da var demektir. Tabi bu aşamada yanıtların elinizde olduğunu varsayıyorum.

Araştırmada nedensellik

Programda tartışılan araştırmanın genel değerlendirmesini yapan katılımcılar, kamuoyunun 2012 yılında iktidara verdiği (hemen her alandaki) olumlu krediyi 2013 yılı için geri aldığı ve iktidarın icraatlarına değin genel bir memnuniyetsizlik havasının hakim olduğu yönünde mutabık oldular. Elbette bu görüşü çeşitli alt başlıklarda reddedenler de oldu. Yine katılımcılar bu genel durumun tüm yanıtlara etki ettiği, araştırmaya katılanların bu ruh hallerinin tüm yanıtlara yansıdığı yönünde de fikir beyan ettiler. Bazı durumların ise bu genel eğilim ile örtüşmediğinden dem vurdular.

Her bir frekans tablosu, bir sonraki tablonun önceli konumunda katılımcıların yorumlarına yön verdi. Ancak araştırmanın kendisi bu yanıtları vermek noktasında ne yazık ki aciz kaldı. Esasen, her tablonun arkasından araştırmanın söz alarak, bu verilerin nasıl okunması gerektiğini izah etmesi beklenmelidir.

Programda ekrana getirilen ilk tablodan itibaren başlayan bu sorun, programın sonuna kadar devam etti. Neydi ilk tablo? “Güneydoğu sorunu çözülür”. Tablo, kamuoyunun, sorunun çözümü konusunda olumlu olan görüşünün 6 puan düştüğünü gösteriyordu (2012 %37 ve 2013 %31). Sadece bu örnekteki tartışılan/tartışılamayan veriye bakarak bir araştırmanın okunmasında araştırmacının katkısının veya araştırmada nedenselliğin ne denli önemli olduğunu gösterebiliriz sanırım.

Örneğimizden hareket edersek, tablonun bize söylediği özetle şudur; 2011 yılı sonunda kamuoyunda her 10 kişiden 4’ü 2012’de güneydoğu sorununun çözüleceğine inandığını belirtirken, bu sayı 2012 yılı sonunda her 10 kişide 3’e düşmüştür. Tersten okunursa 2011 yılı sonunda her 10 kişiden 6’sı güneydoğu sorununun çözüleceğine inanmıyordu. Geçen bir yıllık süreçte ise bu 6 kişiye bir kişi daha eklendi. İşte bu noktada bu kişilerin kim oldukları ve “çözüm”den kasıtlarının ne olduğunun yanıtının her iki yıl için de araştırmada olması beklenmelidir.

Eğer biz araştırmacı olarak geçen yıl çözüm olacağını belirten 4 kişinin çözümden neyi kastettiklerini biliyor olsaydık, en azından hangi “çözüm” modelinin (bu yıl fikri değişen bir kişinin) 2012 yılında neden bu fikrinden vazgeçtiğini anlayabilirdik. Aslında bir sosyal araştırmanın yanıt vermesi gereken soru da budur.

Buna ek olarak, bir sosyal araştırmanın çözümden bahseden kişilerin kim olduklarını (profillerini) de bilmesi beklenir. Bu kişilerin siyasal eğilimleri, yaşam koşulları ve benzeri özellikleri ile çözüme olan inanç veya inançsızlıkları da sosyal araştırmanın yanıtlayabilmesi gereken sorulardır.

Programda tartışılan her tablo ile ilgili olarak, elde olmayan bu yanıtlardan dolayı uzun tartışmalar yaşandı. Oysa ki bu tartışmaların verileri anlamak üzerine değil, yorumlamak üzerine yapılıyor olması gerekirdi.

Umarım Ipsos’un araştırması bu yıl yeniden gerçekleştirilir ve uzun soluklu sosyal bir araştırma olarak, çok ihtiyacımız olan trend sürekliliğini sağlamamıza imkan tanır. Türkiye’nin bu tip uzun süreli araştırmalara ihtiyacı olduğu bir gerçek. Ancak yine umarım ki, önümüzdeki yıl yapılacak programda araştırma, tartışmalarda verilerin doğru okunması ve nedensel açıklamaları bağlamında daha net sonuçlar içerir.

Tekrar araştırmada emeği geçen herkese teşekkür eder, herkese iyi bir yıl geçirmesini dilerim.

 

Araştırma Hakkında

Ipsos’un sosyal sorumluluk anlayışı ile yaptığını belirttiği araştırmanın birincisi 2001 yılında yapılmış. Araştırma 2007 yılından itibaren düzenli olarak yapılıyor ve üzerinde tartışılan araştırma bu serinin 13. uygulaması. Araştırma IBBS-2 düzeyinde 28 ilde 1,100 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiş.

Araştırmanın programda paylaşılan bazı bulguları ise aşağıda üç yıllık karşılaştırmaları ile yer almaktadır.

Terörle Mücadele

“Güneydoğu sorunu çözülür” (2011 %37, 2012 %37, 2013 %31)

“Terörle mücadele başarıya ulaşır” (2011 %47, 2012 %47, 2013 %39)

“Abdullah Öcalan serbest bırakılır” (2011 %14, 2012 %14, 2013 %19)

“İç çatışmalar artar” (2011 %42, 2012 %37, 2013 %52)

“Türkiye’nin bölünme ihtimali artar” (2011 %33, 2012 %27, 2013 %41) spekülatif

Demokrasi ve Yargı

“Demokratik haklar ve özgürlükler artar” (2011 %57, 2012 %58, 2013 %50)

“Adalet daha iyi işler” (2011 %52, 2012 %56, 2013 %45)

“Ergenekon olarak konuşulan dava adil bir sonuca bağlanır” (2011 %39, 2012 %43, 2013 %41)

“Yeni bir Anayasa uzlaşmayla kabul edilir” (2011 %57, 2012 %68, 2013 %56)

“Hükümetin demokratik açılım politikası başarılı olur” (2011 %46, 2012 %49, 2013 %42)

Uluslararası İtibar

“Türkiye’nin uluslararası itibarı artar” (2011 %64, 2012 %70, 2013 %55)

“Türkiye’nin dış politikasında sorunlar artar” (2011 %50, 2012 %54, 2013 %64)

“Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri daha da güçlenir” (2011 %64, 2012 %58, 2013 %43)

Güven Algısı

“Başbakan’dan memnuniyet algısı” (2012 %63, 2013 %52) parti oylarını sormadık

“Cumhurbaşkanı’ndan memnuniyet algısı” (2012 %76, 2013 %70)

“Ordunun itibarı artar” (2011 %53, 2012 %55, 2013 %46)

“Daha huzurlu bir ülke oluruz” (2011 %55, 2012 %60, 2013 %47)

“İnsanlar kendini güvende hisseder” (2011 %49, 2012 %54, 2013 %44)

Avrupa Birliği

“Türkiye AB’ye üye olmalı” (2012 %41, 2013 %41)

“Türkiye AB’ye tam üye olur” (2012 %37, 2013 %32)

“AB Türkiye’nin tam üyeliğini ister” (2012 %18, 2013 %14)

Din Etkisi

“Devlet yönetiminde dinin etkisi artar” (2011 %52, 2012 %57 2013 %67)

“Laiklik güçlenir” (2011 %53, 2012 %51, 2013 %42)

“Toplum hayatında dinin etkisi artar” (2011 %59, 2012 %67, 2013 %71)

Ekonomi

“Ekonomik refah artar” (2011 %49, 2012 %51, 2013 %45)

“İşsizlik azalır” (2011 %41, 2012 %40, 2013 %42)

“Yolsuzlukla mücadele artar” (2011 %58, 2012 %59, 2013 %55)

Enflasyon

“Enflasyon artar” (2012 %52, 2013 %52)

“Enflasyon aynı kalır” (2012 %34, 2013 %34)

“Enflasyon azalır” (2012 %14, 2013 %14)

Gelir

“Gelir artar” (2012 %34, 2013 %34)

“Gelir aynı kalır” (2012 %48, 2013 %51)

“Gelir azalır” (2012 %18, 2013 %15)

Tüketici Kredileri

“Tüketici kredisi alırım” (2012 %15, 2013 %20)

“Tüketici kredisi almam” (2012 %85, 2013 %80)

Konut Alımı

“Kışlık konut alırım” (2012 %13, 2013 %12)

“Kışlık konut almam” (2012 %87, 2013 %88)

Tatile Çıkma

“Yurtdışı tatiline giderim” (2012 %11, 2013 %18)

“Yurtdışı tatiline gitmem” (2012 %89, 2013 %82)

“Yurtiçi tatile giderim” (2012 %33, 2013 %51)

“Yurtiçi tatile gitmem” (2012 %67, 2013 %49)

Otomobil Alımı

“Otomobil alırım” (2012 %24, 2013 %25)

“Otomobil almam” (2012 %76, 2013 %75)

Kişisel Hisler

“Daha iyi olacağım” (2012 %39, 2013 %41)

“Daha kötü olacağım” (2012 %11, 2013 %12)

“Aynı kalacağım” (2012 %48, 2013 %45)

“Fikrim yok” (2012 %2, 2013 %2)

 

Bilgi için

Ahmet Hakan’ın konukları, İstanbul stüdyosunda Vural Çakır (IPSOS), Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu (Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi), Yazgülü Aldoğan (Posta Gazetesi),  Ali Saydam (Yeni Şafak Gazetesi), Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatri Uzmanı) ve Ankara’dan ise Elif Kabadayı Tatar (Hukukçu) ve Abdullah Abdülkadiroğlu (Samanyolu Ankara) oldu.

Programı izlemek isteyenler ise aşağıdaki linkten tamamına ulaşabilirler.

http://tv.cnnturk.com/video/2013/01/03/programlar/tarafsiz-bolge/tarafsiz-bolge/2013-01-02T2200/index.html

Türkiye’de bağımsız değişkenin şaşkınlığı…


Konda’nın geçen yaz gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını ve bu sonuçlardan hareketle yapılan derinlikli değerlendirme ve yorumları içeren ‘Kürt Meselesinde Algı ve Beklentiler’ adlı eser günümüz Türkiye’sini ve adı geçen meseleyi sosyal boyutu ile etraflıca anlamak isteyenler için son derece yararlı bir eser. Kitabı ve içeriğindeki araştırmanın bulgularını okurken az da olsa irkilmemek mümkün değil. Kimi değerlendirmeleri okurken geleceğe değin derin karamsarlıklar yaşayabilir, kimi yorumlar ile ise bu meselenin çözümü noktasında umutvar bir yaklaşım içinde bulabilirsiniz kendinizi. Kitabı bu ülkede yaşayan hemen herkesin okumasını gönülden istediğim için, bu yazıda bir özet bulamayacağınızı şimdiden belirtmek isterim. Ancak herşeyden önce mesleki bir ders olacak mahiyette, bazı dramatik bulguları aktarmakta bir sakınca görmüyorum.

Bazı sınırlı sayıda keşfedici araştırma haricinde biz araştırmacılar genellikle varsayıma dayalı (hipotetik) araştırmalar yaparız. Bir kere araştırma çerçevesini ve problemini tanımladığınız halde, daha sonra bu konu özelinde hem veri toplamanıza hem de bu verilerin değerlendirmelerinden hareketle sonuca ulaşmanıza olanak sağlayacak olan varsayımlar, aynı zamanda sizin yol haritanızı da oluşturur. Peki nasıl belirlenir bu varsayımlar? Elbette araştırma problemi, veya araştırma cümlesi, öncelikle belirleyicidir. Ancak bunun yanı sıra, araştırma konusu ile ilgili literatür, araştırmacının deneyimleri ve konu hakkındaki olabildiğince nesnel kanaatleri de belirleyici unsurlardır. Ayrıca artık çok da tartışılmayan genel kabuller de belirleyicidir. Bu topyekün bilgi araştırma sırasında ilişkileri sorgulanacak olan tüm değişkenleri kendi aralarında kurulan hemen her sorgulayıcı ilişkide bağımlı ve bağımsız olarak sınıflandırıldığı halde, iki ana gruba ayırır. Burada üçüncü bir sınıf olan ilgisiz değişkenden bahsetmiyorum dahi. Ama yine de belirtmeliyim ki, deneyimsiz veya dikkatsiz bazı araştırmacılar ilgisiz değişken üzerinde de kafa patlatabilirler. Aslına bakarsanız burada, adından son derece net anlaşılabildiği için, bağımsız ve bağımlı değişkenden de tanım olarak bahsetmeyeceğim.

Tasarım aşamasında bulunmadığım halde Konda’nın araştırmasının da hipotetik bir çalışma olduğunu ve bazı önceden belirlenen varsayımları test ettiğini düşünüyorum. Kitabın deyimi ile Kürt sorunsalının Kürt meselesi haline gelişi sırasında Türk ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın konuya değin yaklaşımlarında ve çözüm önerilerinde farklılaşmalar bulunmaktadır. Bu çok da yadırganacak bir durum olmasa da bu hale nasıl gelindiğini kitaptan okumakta yarar var. Bir araştırmacı olarak benim dikkatimi çeken noktalardan birisi ise; ülkemizde belirli bir konuda değerlendirmelerde bulunarak kanaatlere varırken, artık çok da tartışılmaksızın evrensel boyutta doğruluğu ve geçerliliği kabul edilmiş bazı önkabullerin nasıl da dikkatle yeniden ele alınması gerektiğinin ortaya çıktığıdır.

Konda araştırması, çalışma sonucunda elde edilen bazı sosyal bulguları, bizim bağımsız olarak tanımladığımız bazı değişkenler ile karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Sosyal kümelerin verili veya sonradan kazanılmış olmakla birlikte bağımsız olduğu düşünülecek özellikleri ile bu özelliklere bağlı olarak farklılaşması beklenen durum, algı ve tutumları arasında pek de beklenen yönde bir ilişki olmadığı anlaşılmaktadır. Konda araştırmasında özellikle başta eğitim veya gelir (yaşam koşulları ve yoksunluklar) ile meseleye bakış açısı, tutumlar ve çözüm önerileri arasında beklenen yönde bir ilişki tesbit edilemediği açıkça vurgulanmaktadır. Özellikle meseleye bakış açısı ve çözüm önerileri ile eğitim durumu arasında yapılan birlikte değişim değerlendirmeleri, ülkemizde bir etnik kimliğe seçimsiz doğuştan tabi olmak ile eğitim arasında, bağımsız değişkenin hangisi olduğuna karar vermek noktasında sorun olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları dikkatlice okunduğu halde, kendisini Türk olarak tanımlayan kesimin yine kendisini Kürt olarak tanımlayan kesimin eğitimsiz olduğu yönünde net bir yargıya hakim olduğu görülmektedir.

Bu yargı Türklerin Kürt meselesinin nedenini Kürtlerin Kürt olmasından önce eğitimsiz olmalarına bağlayan bir sonuca ulaşmalarına neden olmaktadır. Hatta daha da ileri giderek meselenin çözümünün Kürtleri ‘eğitimli kılmak’ olduğunu belirten ciddi oranlı bir kesimin olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. İşte bu noktada Kürt meselesine değin bir algı, tanım ve tutuma sahip olmak ve Kürt meselesini değerlendirmek aşamasında geniş bir kesimin bağımsız değişken şaşkınlığı içinde olduğunu görüyoruz. Hatta bu kesimin geldiği noktada, Kürtlerin eğitimli kılınması meselenin çözümünde öncelikli ve net bir adım olacaktır. Konda araştırması eğitim konusunda net veriler sunuyor. Kürtlerin önemli bir bölümünün Türkler ile karşılaştırıldığı halde, örgün eğitim çerçevesinde, eğitimsiz olduğu net bir bulgu. Ancak değerlendirmeler bütünlüklü bir şekilde ele alındığında bu eğitimsizlik ne bir tercih ne de meselenin asıl nedeni. Kürtlerin sosyal ve ekonomik yoksunlukları ile eğitimsiz kalma durumu tarihsel süreç içinde gelişen bir durum. Hal böyle iken kolaycı bir yaklaşım ile meseleye bu yargılar ile yaklaşmak ve çözümü de bu basitlikte ele almak çok da doğru, ve daha da çarpıcı söylenecek şekli ile eğitimli bir kesime yakışacak gibi görülmeyecektir.

Konda araştırması, anladığımız anlamda örgün eğitim süzgecinden geçmiş kesimin meseleye ne kadar da derinliksiz yaklaştığını ve ne denli tahammülsüz olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu araştırma Kürt meselesi özelinde olduğu kadar, ülkemizde herhangi bir fenomen konusunda yapılacak çalışmalarda neyin bağımsız, neyin bağımlı değişken olduğu konusunda detaylı bir şekilde düşünülerek hareket edilmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır.