Tag Archives: sosyal araştırma

Siyasal araştırmaların modelleme ve tasarımı üzerine bir değerlendirme…


Esasen bir araştırmada kritik nokta, araştırmanın, araştırılan konunun muhattabı olan kitleyi kapsayacak şekilde modellemesi ve tasarımıdır. Araştırmanın tüm aşamaları boyunca, genelden özele doğru “sorunun muhattaplığı” unsuruna dikkat edilmesi gerekmektedir.

Stuart Sutherland İrrasyonel isimli kitabında; önceki öğelerden, sonrakilerden daha fazla etkilenmeyi “öncelik hatası” (primacy error) olarak tanımlıyor. Bu tesbit, araştırmanın önemli unsurlarından olan önermelerin belirlenmesi aşamasında ne denli dikkatli davranılması gerektiğini çok yalın bir dille ortaya koymaktadır.

Araştırmanın modellenmesi ve tasarımında yaşanabilecek sorunlar…

Herkesin bildiği üzere, araştırma çalışmalarında yaygın olarak takip edilen bir süreç vardır. Bu süreç araştırma probleminin tesbiti ile başlamaktadır. Daha sonra – yine başlangıç çalışmalarından birisi olarak kabul edilebilecek – önermelerin sıralanması işi yapılmaktadır. Önermeler ise, bizim uygulama safhasında neyi araştıracağımızı, bunu hangi araç ve teknikler ile gerçekleştireceğimizi belirleyecektir. Önermeler aynı zamanda, araştırma kaynaklarının ve sınırlı zamanın akılcı bir biçimde kullanılmasına da olanak sağlayan kabullerdir.

Araştırma sorusunu yanıtlamak amacı ile, bu soruyu oluşturan her türlü olguyu sorgulamamıza olanak sağlayan önermelerin, akılcı bir biçimde kurgulanması ve güçlü soru cümlecikleri olması beklenir. Bu noktada ise, kabaca literatür olarak tanımlayabileceğimiz sözel ve yazılı geçmiş bizim en öncelikli yardımcı aracımız olmaktadır; özetle bizden önce yapılmış olan tüm çalışmalar ve bunlardan üretilmiş olan bilgiler. Ayrıca araştırma konusu ile ilgili olarak – özellikle sosyal bir araştırma yapılıyorsa – toplumsal dinamikler, toplumun herhangi bir benzeştirilebilir öncel fenomene karşılık verdiği tepkiler, bu fenomen ile etkileşim şekli de öncel bilgilerimiz arasında yer almalıdır. Yani Sutherland’ın deyimi ile ‘önceki öğeler’.

Araştırmanın başlangıç aşamasında yapılacak bir hatanın, araştırmanın bütününe etki edebileceği açıktır. Önermelerin belirlenmesi – araştırmanın tamamını gerek içeriksel gerekse de teknik olarak etkileyecek olan – araştırmanın kurgulanması aşamasında yapılması muhtemel “öncelik hatası” ise bizim bulmayı hedeflediğimiz verilerden oldukça uzak bir sonuca ulaşmamıza neden olabilir. Hele ki araştırma konumuz hakkında öncel bilgiler yeterli veya biz onları değerlendirmekte yetkin değil isek.

Tasarım hatası aynı zamanda araştırmanın sorgulama başlıklarının belirlenmesi aşamasında da sapmalara neden olabilecektir. Araştırma öncesinde, araştırdığımız fenomen ile ilgili olduğunu varsaydığımız unsurları çalışma sırasında sorgulamaya ve bunlardan gelecek yanıtları da birlikte değerlendirmeye meyilli olacağımız açıktır. Ancak tasarım aşamasında yapılan önemli hatalardan birisi olarak bu unsurların seçiminde de çeşitli “küçük” hatalar yapabiliriz. Bu hatalar araştırmanın içinde kendi başlarına yalnızlaştığı halde çok dramatik sonuçlar ile karşılaşmayabiliriz. Ne zamana kadar? Bu unsurlar araştırmanın özü itibari ile “gerçekte yer alması gereken” diğer unsurlar üzerinde – ve her aşamada – antagonist etkiler yaratmaya başlayana kadar.

Araştırmanın modelleme ve tasarım aşamasından başlayarak – hatta araştırmacının zihninde araştırma fikrinin oluşmasından itibaren – sürece dahil olan hatalı unsurlar, yanılsamanın gerçekleşmesinde en etkili olabilecekleri ana kadar son derece gizil şekilde ve kendilerini her basamakta anlamlı kılarak – olumlayarak  var olmaya devam edeceklerdir.

Esas itibari ile araştırmanın içinde olmaması gereken antagonist unsurlar; araştırmanın fenomeni tanımlamasını, sonuç üretme kabiliyetini, yanıtlayanların ana fenomene odaklanmasını ve buna uygun yanıt üretmesini engelleyebilir. Daha da kötüsü “engellemeyebilir”. Bu durumda gerek fenomenin tanımlanmasını gerekse de tüm unsurları ile araştırmanın fenomene odaklanmasını bloke edebilir. Hatta böylesi bir durumda, elimizdeki verileri rasyonel olmayacak şekilde birleştirerek, bir diğer yaygın hata olan “yanılsamalı korelasyon” (illusory correlation) durumuna düşebiliriz.

Ancak her iki hata durumundan da, araştırma yolu ile kurtulmak için çarelerin üretilmiş olduğunu belirtmekte yarar var. Öncel verilerin veya yanlış ilişkilendirmelerin yaratacağı zararları bertaraf ederek, fenomen ile ilglili gerçek bilginin yakalanmasına zemin oluşturacak temel verilerin elde edilmesine olanak sağlayan araştırmalar yapılmaktadır.

Bir araştırma fenomeni olarak : Siyasal seçimler…

Yukarıda belirttiğimiz modelleme ve tasarım hataları hemen her araştırma için geçerlidir. İstisnai olarak, araştırmacının fenomen hakkında fazlaca öncel veriye sahip olmadığı keşfedici (explanatory) araştırmalarda ise amaç, zaten öncel verilerden bağımsız olarak, fenomenin ana unsurlarını belirlemek olduğu için, araştırmacı tüm unsurların antagonist etki yaratabileceğine dair önleyici refleksini azami seviyede yüksek tutmaktadır.

Toplumun herhangi bir kesitte – yani zaman aralığında – olası siyasal tercihlerinin öngörülmesi amacı ile yapılan siyasal araştırmalarda ise yularıda belirttiğimiz olumsuzlukların sıklıkla yaşanabildiği görülmektedir.

Bu yazıda, siyasal araştırmalar ile ilgili, araştırma sonuçlarının kamusal paylaşımından kaynaklanan manipülasyon etkisinin amaçlı kullanımı, araştırmacının herhangi bir siyasal baskı grubu veya parti ile angajmanından kaynaklanacak kasıtlı davranışları ele almadığımızı belirtmekte yarar var. Araştırma disiplini dışında kalan bu tür metodolojik ve teknik olmayan ancak kriminal olarak tanımlayabileceğimiz hataların başka yazılarda değerlendirilmesi elbette mümkündür.

Siyasal araştırmalarda – ve özellikle seçim öncesi araştırmalarda – araştırması yapılan gelecek ilk seçimin toplumsal karşılığının tanımlanması, bir fenomen olarak ele alındığı halde toplumun önceki deneyimlerinin hangi fenomenine karşılık geldiğinin bilinmesi ve arştırmanın sınırlılıklarının da bu anlamda ele alınması öncelikli bir gerekliliktir. Ayrıca toplumun içinde bulunduğu kesitin ve siyasal kültür düzeyinin – fenomen unsurlarını ayrıştırma kabiliyetinin – ne seviyede olduğunun öngörülmesi de araştırmanın sağlıklı biçimde gerçekleştirilebilmesi için kritik önem taşımaktadır.

Türkiye gibi siyasal gelişim sürecinin siyasetin tüm aktörleri nezdinde ve ivmeli olarak geliştiği bulanık ortamlarda ise, araştırmacının bu konularda daha nitelikli analizler yapılması gerekmektedir. Fenomenin yalın halde ele alınmasını takiben, öncel veri olarak değerlendirilebilecek gelişim yönü, unsurların doğru belirlenmesine olanak sağlayacak şekilde bugüne ait dinamikleri derinlikli olarak analiz edilmelidir. Hatta araştırmacının bu analizleri gerçekleştiriken, yetkinliğini kendi içinde ve samimiyetle değerlendirmesi ve pratik araştırmaya uzak gibi görülen teorik araştırmadan destek alması en doğru davranış şekli olacaktır.

Bu zorlukları aşmanın daha etkin yolu ise – yukarıda da belirttiğimiz gibi – fenomeni yalın halde ele almak olacaktır. Araştırmacı ve araştırma böylelikle – en azından – yüksek antagonist etki yaratabilecek unsurları araştırmasının içine koymaktan bir ölçüde de olsa kurtulabilecektir. Araştırmacı bu noktada, bu olası etkilerden analiz aşamasında kurtulabileceğini düşünse – ve hatta bunu yapabilecek yetkinlikte olsa – dahi, bu etkilerin araştırmanın yürütülmesi sırasında çalışmayacağına dair bir garantiye de sahip değildir. Sonuçları sapkın düzeye çekme riski barındıran – ve sonradan başa çıkılabileceği öngörülen – bu unsurların araştırma sırasında ve yanıtlayıcıdan başlayarak etkisi hissettirebilecek olma ihtimali de küçümsenmeden dikkate alınmalıdır. Gözlemin, gözlenen olayı ve olayın gerçekleşme şeklini etkileyeceği teorik olarak kanıtlanmış bir kabuldür. Bu nedenle, gözlemcinin – yani araştırmacının – gözlemi en az düzeyde etkilemeyi kendisine bir düstur olarak kabul etmesi gereklidir.

Özellikle siyasal araştırmalarda – kullanılan araştırma aracından (enstrüman) bağımsız olarak – yapılan gözlem sırasında yanıtlayıcının fenomenden uzaklaşmasına, ya da fenomenin gerçekleşme biçiminde yer almayacak unsurlardan etkilenmesine olanak sağlayacak şekilde yanıltılmasına neden olacak unsurlardan ari olarak çalışmanın yapılması gerekmektedir.

Siyasal araştırmalarda – ve aslında tüm araştırmalarda – bir diğer hata olarak; temel analizlerin yanıtlayana yaptırılması, analize zemin oluşturacak soru bataryaları ile yanıtlayanın mantıksal bir iç tutarlılık sağlamaya görevlendirilmesi ise, yukarıda belirttiğimiz “bulunmaması gereken unsurlar”ın olası olumsuz etkilerini de katlı olarak karşımıza çıkartacaktır.

Yeniden belirtmek gerekir ki – kullandıkları enstrümanın teknolojik anlamda modern olmasından bağımsız olarak – ortodoks araştırmacıların, yapacakları analizlerin ihtiyaç duyduğu veri seti ihtiyacını – en kaba hali ile yanıtlayana yükleme eğilimleri, özellikle siyasal araştırmaların en belirgin ve sonuçları etkileyen sorunudur.

Araştırmacının, tüm gözlem boyunca yanıtlayanın rasyonel olduğunu, yanıtlayanın öz tutarlılığını araştırmanın başından sonuna kadar ve gözlem unsurlarından etkilenmeden sürdüreceğini kabul ederek çalışmaya başlaması, anlamlandırmakta güçlük çekeceği bir veri seti ile karşılaşmasına neden olacaktır. Oysa ki araştırmacının, yanıtlayandaki irrasyonaliteyi (ideolojik tercihleri kastetmiyoruz) ve unortodoks veri üretim tercihini öngörmesi ve bunu bertaraf edecek şekilde yalın bir enstrüman tasarımını tercih etmesi daha doğru olacaktır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi – özellikle siyasal araştırmalarda ve daha da özel olarak seçim araştıtmalarında – yanıtlayanda küçük bir tetikleme ile çalışmaya başlayacak irrasyonalite ve unortodoks eğilimlerin ya aynı şekilde karşılanması ya da buna hiç zemin oluşturmayacak bir odaklanma ile bertaraf edilmesi mümkün olacaktır.

Yanıtlayanın, neyin araştırmasının yapıldığını bilmesi, yanıtlarının yalnızca sorulara ve fenomenin özüne odaklanmış halde alınması ve esasen araştırmacının veya bir teorisyenin sorunu olan fenomenin alt unsurları ile analizinden ari kılınması verilerin analizinden hareketle daha net sonuçlara ulaşılmasına olanak sağlayacaktır.

Türkiye’de Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yapılan birçok araştırmada da bu modelleme ve tasarım hataların etkilerinin yaşandığı ve birçok araştırmacının tahminlerinin gerçekleşen değerlerin uzağında kaldığı görülmüştür. Yukarıda aktardığımız – yanıtlayanın ana fenomenden uzaklaştırlıması – etkisinin karakteristik olarak işlediği örneklerden birinde; yanıtlayanın Cumhurbaşkanlığı seçiminden uzaklaştırılarak, yapılan son yerel seçimlere odaklandığı bir soru bataryasını takiben, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili görüşlerinin sorulmasının sonucu olarak adayların oy tahminleri şu şekilde sıralanmıştır: Recep Tayyip Erdoğan %58 (gerçekleşen %51 ve sapma %7), Ekmeleddin İhsanoğlu %30 (gerçekleşen %38 ve sapma %8) ve Selahattin Demirtaş %12 (gerçekleşen %10 ve sapma %2).

Burada aslında araştırmacı; yanıtlayana “seçimlerde kime oy vereceğini” sormak yerine ondan siyasal bir analiz talep etmiş ve yanıtlayandan “bir önceki seçimlerin sonuçlarını biliyorsunuz, buna göre seçmen nasıl oy kullanmalıdır” diye sormuştur. Çünkü yanıtlayan, araştırmayı bir bütün olarak algılamakta, tercihlerinden çok, topluma ve kendisine ait irrasyonaliteye bir çıkış aramaktadır.

Sonuç : Araştırma ile siyasal sonuçlar tahmin edilebilir mi?..

Kısa yanıt: Evet… Evrenin temel yasalarına bağlı kalması beklenen atomun dahi, şizofren eğilimler gösterdiği ve fiziğin meşhur çift yarık deneyinde gözleme göre davranış geliştirdiği bilindiği halde, araştırmacının herhangi bir fenomene değin gözlem (araştırma) yapması durumunda, yanıtlayan üzerindeki manipülasyonunu (teknik anlamda kullanıyorum) en aza indirecek bir modelleme ve tasarım yapması gerekmektedir.

Araştırmanın saha çalışmasından ve yanıtlayandan gelen yanıtlardan ibaret olduğunun düşünülmesi, beyanın rasyonalite ve analizi yapılmasına gerek olmayan bir olgu olarak kabul edilmesi durumunda ise, araştırmacının va araştırmanın sapkın sonuçlar üretmesi kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

Araştırma disiplininin ve destek aldığı diğer yan disiplinlerin mantıksal zeminde ele alınması gereken temel prensiplerinin yalın halde kullanıldığı bir araştırma çalışması ile, siyasal seçimlerin öngörülmesine olanak sağlayacak bir veri seti oluşturulması mümkündür. Ancak bu aşamada araştırmacının araştırmayı – öncesi, yürütülmesi ve sonrası (yani analiz boyutu) ile – bir bütünsel çalışma olarak algılaması gerekmektedir.

Siyasal araştırmalar, medya ve nedensellik tartışması…


“Yeni yılda iyimser miyiz, yoksa karamsar mı? Başta terör sorunu, Kürt meselesi olmak üzere yargıdan ekonomiye, demokrasiden dinin etkilerine, toplumsal kaygı ve beklentilerimiz ne yönde? Ahmet Hakan sordu, Ipsos 2013 yılı beklentiler raporunun sonuçları Tarafsız Bölge’de tartışıldı.”

Ahmet Hakan’ın CNN Türk’de yayınlanan Tarafsız Bölge programının 02.01.2013 tarihinde yayınlanan ve IPSOS KMG’nin “2013 Beklentiler Araştırması” üzerine değerlendirmelerin yapıldığı bölümünün internet sitesindeki tanıtım metni böyleydi.

Lafın sonunu baştan söyleyelim. Türkiye’de bu çerçevede çalışmaların yapılması, bu çalışmalara araştırma sektörünün önemli kuruluşlarının ilgi göstermesi ve veriler üretmesi olumlu bir şey. Ayrıca Ipsos’un sektörümüzün değerli isimlerinden Vural Çakır’ın önderliğinde bu çalışmayı gerçekleştirmiş olması da sevindirici.

Araştırmaların medyada sunumu

Ipsos’un araştırması gerçekten de bahsedilen konularda ilginç veriler sunuyor. Merak edenler, programda da paylaşılmış olan Ipsos araştırmasının sonuçlarını yazının sonunda bulabilirler. Elbette ki araştırmanın sonuçları aşağıda verilen yanıtlar ile sınırlı değildir. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere elde edilen sonuçların çok daha detaylı analizler içeren hali, sonuç raporunda yer alıyordur.

Bizi ilgilendiren ise daha ziyade, bizim frekans dökümü olarak tanımladığımız bu sonuçlar üzerine katılımcıların yaptıkları yorumlar ve bu yorumlarını ve tartışmalarını takiben herhangi bir sonuca ulaşamamış olmaları.

Aslına bakarsanız bir araştırmacı için herhalde en zor sınav, belirli bir süreye sıkıştırılmış halde, yalnızca dikkat çekici (çarpıcı) başlıkları ön plana çıkartılmış olan bir araştırmayı medyada sunmaktır. Vural Çakır’ın bu sınavı herşeyden önce kişisel karizması ile kazasız bir şekilde bu programda geçmiş olduğunu söyleyebiliriz. Araştırma sonuçları arasında bir verinin katılımcılar tarafından çok farklı yorumlara neden olması sırasında Ali Saydam’ın – aslında araştırmayı destekler mahiyette – güvenilirlik sorununu gündeme getirmesini saymazsak araştırmanın da sınavı geçtiğini söyleyebiliriz.

Peki bu uzun sunum sırasında araştırmanın güvenilirliği nasıl oldu da gündeme geldi ve kısa bir süre de olsa tartışılır hal aldı? İşte tam da bu nokta araştırmacının müdahale ederek tartışmaya son vermesi gereken andı. Nasıl mı? Elbette ki program sırasında kısıtlı zaman adına ekrana yansıtılmayan verilere hakimiyet ile. Ben katılımcıların tartıştıkları konunun yanıtının araştırmada olduğuna inanan tarafım neticede.

Bir araştırmanın, tüm bulguları ile tablo ve grafikler halinde medyada yer alabileceğini düşünmek biraz romantik bir yaklaşım olur. Ancak eğer araştırmacı da katılımcılar arasında konuşmacı olarak yer alıyorsa bu aşamada sizin müdahale ederek kafalardaki soru işaretlerine yanıt verme şansınız da var demektir. Tabi bu aşamada yanıtların elinizde olduğunu varsayıyorum.

Araştırmada nedensellik

Programda tartışılan araştırmanın genel değerlendirmesini yapan katılımcılar, kamuoyunun 2012 yılında iktidara verdiği (hemen her alandaki) olumlu krediyi 2013 yılı için geri aldığı ve iktidarın icraatlarına değin genel bir memnuniyetsizlik havasının hakim olduğu yönünde mutabık oldular. Elbette bu görüşü çeşitli alt başlıklarda reddedenler de oldu. Yine katılımcılar bu genel durumun tüm yanıtlara etki ettiği, araştırmaya katılanların bu ruh hallerinin tüm yanıtlara yansıdığı yönünde de fikir beyan ettiler. Bazı durumların ise bu genel eğilim ile örtüşmediğinden dem vurdular.

Her bir frekans tablosu, bir sonraki tablonun önceli konumunda katılımcıların yorumlarına yön verdi. Ancak araştırmanın kendisi bu yanıtları vermek noktasında ne yazık ki aciz kaldı. Esasen, her tablonun arkasından araştırmanın söz alarak, bu verilerin nasıl okunması gerektiğini izah etmesi beklenmelidir.

Programda ekrana getirilen ilk tablodan itibaren başlayan bu sorun, programın sonuna kadar devam etti. Neydi ilk tablo? “Güneydoğu sorunu çözülür”. Tablo, kamuoyunun, sorunun çözümü konusunda olumlu olan görüşünün 6 puan düştüğünü gösteriyordu (2012 %37 ve 2013 %31). Sadece bu örnekteki tartışılan/tartışılamayan veriye bakarak bir araştırmanın okunmasında araştırmacının katkısının veya araştırmada nedenselliğin ne denli önemli olduğunu gösterebiliriz sanırım.

Örneğimizden hareket edersek, tablonun bize söylediği özetle şudur; 2011 yılı sonunda kamuoyunda her 10 kişiden 4’ü 2012’de güneydoğu sorununun çözüleceğine inandığını belirtirken, bu sayı 2012 yılı sonunda her 10 kişide 3’e düşmüştür. Tersten okunursa 2011 yılı sonunda her 10 kişiden 6’sı güneydoğu sorununun çözüleceğine inanmıyordu. Geçen bir yıllık süreçte ise bu 6 kişiye bir kişi daha eklendi. İşte bu noktada bu kişilerin kim oldukları ve “çözüm”den kasıtlarının ne olduğunun yanıtının her iki yıl için de araştırmada olması beklenmelidir.

Eğer biz araştırmacı olarak geçen yıl çözüm olacağını belirten 4 kişinin çözümden neyi kastettiklerini biliyor olsaydık, en azından hangi “çözüm” modelinin (bu yıl fikri değişen bir kişinin) 2012 yılında neden bu fikrinden vazgeçtiğini anlayabilirdik. Aslında bir sosyal araştırmanın yanıt vermesi gereken soru da budur.

Buna ek olarak, bir sosyal araştırmanın çözümden bahseden kişilerin kim olduklarını (profillerini) de bilmesi beklenir. Bu kişilerin siyasal eğilimleri, yaşam koşulları ve benzeri özellikleri ile çözüme olan inanç veya inançsızlıkları da sosyal araştırmanın yanıtlayabilmesi gereken sorulardır.

Programda tartışılan her tablo ile ilgili olarak, elde olmayan bu yanıtlardan dolayı uzun tartışmalar yaşandı. Oysa ki bu tartışmaların verileri anlamak üzerine değil, yorumlamak üzerine yapılıyor olması gerekirdi.

Umarım Ipsos’un araştırması bu yıl yeniden gerçekleştirilir ve uzun soluklu sosyal bir araştırma olarak, çok ihtiyacımız olan trend sürekliliğini sağlamamıza imkan tanır. Türkiye’nin bu tip uzun süreli araştırmalara ihtiyacı olduğu bir gerçek. Ancak yine umarım ki, önümüzdeki yıl yapılacak programda araştırma, tartışmalarda verilerin doğru okunması ve nedensel açıklamaları bağlamında daha net sonuçlar içerir.

Tekrar araştırmada emeği geçen herkese teşekkür eder, herkese iyi bir yıl geçirmesini dilerim.

 

Araştırma Hakkında

Ipsos’un sosyal sorumluluk anlayışı ile yaptığını belirttiği araştırmanın birincisi 2001 yılında yapılmış. Araştırma 2007 yılından itibaren düzenli olarak yapılıyor ve üzerinde tartışılan araştırma bu serinin 13. uygulaması. Araştırma IBBS-2 düzeyinde 28 ilde 1,100 kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiş.

Araştırmanın programda paylaşılan bazı bulguları ise aşağıda üç yıllık karşılaştırmaları ile yer almaktadır.

Terörle Mücadele

“Güneydoğu sorunu çözülür” (2011 %37, 2012 %37, 2013 %31)

“Terörle mücadele başarıya ulaşır” (2011 %47, 2012 %47, 2013 %39)

“Abdullah Öcalan serbest bırakılır” (2011 %14, 2012 %14, 2013 %19)

“İç çatışmalar artar” (2011 %42, 2012 %37, 2013 %52)

“Türkiye’nin bölünme ihtimali artar” (2011 %33, 2012 %27, 2013 %41) spekülatif

Demokrasi ve Yargı

“Demokratik haklar ve özgürlükler artar” (2011 %57, 2012 %58, 2013 %50)

“Adalet daha iyi işler” (2011 %52, 2012 %56, 2013 %45)

“Ergenekon olarak konuşulan dava adil bir sonuca bağlanır” (2011 %39, 2012 %43, 2013 %41)

“Yeni bir Anayasa uzlaşmayla kabul edilir” (2011 %57, 2012 %68, 2013 %56)

“Hükümetin demokratik açılım politikası başarılı olur” (2011 %46, 2012 %49, 2013 %42)

Uluslararası İtibar

“Türkiye’nin uluslararası itibarı artar” (2011 %64, 2012 %70, 2013 %55)

“Türkiye’nin dış politikasında sorunlar artar” (2011 %50, 2012 %54, 2013 %64)

“Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri daha da güçlenir” (2011 %64, 2012 %58, 2013 %43)

Güven Algısı

“Başbakan’dan memnuniyet algısı” (2012 %63, 2013 %52) parti oylarını sormadık

“Cumhurbaşkanı’ndan memnuniyet algısı” (2012 %76, 2013 %70)

“Ordunun itibarı artar” (2011 %53, 2012 %55, 2013 %46)

“Daha huzurlu bir ülke oluruz” (2011 %55, 2012 %60, 2013 %47)

“İnsanlar kendini güvende hisseder” (2011 %49, 2012 %54, 2013 %44)

Avrupa Birliği

“Türkiye AB’ye üye olmalı” (2012 %41, 2013 %41)

“Türkiye AB’ye tam üye olur” (2012 %37, 2013 %32)

“AB Türkiye’nin tam üyeliğini ister” (2012 %18, 2013 %14)

Din Etkisi

“Devlet yönetiminde dinin etkisi artar” (2011 %52, 2012 %57 2013 %67)

“Laiklik güçlenir” (2011 %53, 2012 %51, 2013 %42)

“Toplum hayatında dinin etkisi artar” (2011 %59, 2012 %67, 2013 %71)

Ekonomi

“Ekonomik refah artar” (2011 %49, 2012 %51, 2013 %45)

“İşsizlik azalır” (2011 %41, 2012 %40, 2013 %42)

“Yolsuzlukla mücadele artar” (2011 %58, 2012 %59, 2013 %55)

Enflasyon

“Enflasyon artar” (2012 %52, 2013 %52)

“Enflasyon aynı kalır” (2012 %34, 2013 %34)

“Enflasyon azalır” (2012 %14, 2013 %14)

Gelir

“Gelir artar” (2012 %34, 2013 %34)

“Gelir aynı kalır” (2012 %48, 2013 %51)

“Gelir azalır” (2012 %18, 2013 %15)

Tüketici Kredileri

“Tüketici kredisi alırım” (2012 %15, 2013 %20)

“Tüketici kredisi almam” (2012 %85, 2013 %80)

Konut Alımı

“Kışlık konut alırım” (2012 %13, 2013 %12)

“Kışlık konut almam” (2012 %87, 2013 %88)

Tatile Çıkma

“Yurtdışı tatiline giderim” (2012 %11, 2013 %18)

“Yurtdışı tatiline gitmem” (2012 %89, 2013 %82)

“Yurtiçi tatile giderim” (2012 %33, 2013 %51)

“Yurtiçi tatile gitmem” (2012 %67, 2013 %49)

Otomobil Alımı

“Otomobil alırım” (2012 %24, 2013 %25)

“Otomobil almam” (2012 %76, 2013 %75)

Kişisel Hisler

“Daha iyi olacağım” (2012 %39, 2013 %41)

“Daha kötü olacağım” (2012 %11, 2013 %12)

“Aynı kalacağım” (2012 %48, 2013 %45)

“Fikrim yok” (2012 %2, 2013 %2)

 

Bilgi için

Ahmet Hakan’ın konukları, İstanbul stüdyosunda Vural Çakır (IPSOS), Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu (Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi), Yazgülü Aldoğan (Posta Gazetesi),  Ali Saydam (Yeni Şafak Gazetesi), Prof. Dr. Tarık Yılmaz (Psikiyatri Uzmanı) ve Ankara’dan ise Elif Kabadayı Tatar (Hukukçu) ve Abdullah Abdülkadiroğlu (Samanyolu Ankara) oldu.

Programı izlemek isteyenler ise aşağıdaki linkten tamamına ulaşabilirler.

http://tv.cnnturk.com/video/2013/01/03/programlar/tarafsiz-bolge/tarafsiz-bolge/2013-01-02T2200/index.html